Bilim, gerçeği bilmektir.
Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.
ANA SAYFA GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI
BİLGİSAYAR VE İNTERNET KENDİMİZ YAPALIM
BİLİM ADAMLARI NASIL ÇALIŞIR?
DENEYLER TEKNOLOJİ
FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI TÜRKÇE
Özel Arama

18 Kasım 2007 Pazar

İNTERNETTE YAZI YAZARKEN E-POSTA GÖNDERİRKEN, YORUM YAZARKEN

Türkçe, Türkçe Yazılır. MSN Türkçesiyle Değil!

Türkçe yazanlar için hatırlatmalar;
* Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.
* Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.
* “gelcem, gitcem, gidiyom” denmez “geleceğim, gideceğim, gidiyorum” denir.
* “Herkez” denmez “herkes” denir.
* “Yaaaa” çok laubali bir sözdür.
* “bU şEkiLDE” yazmak sadece okuyanı yorar.
* “Yanlız” değil “Yalnız” denir.
* “ğ” harfi “g” şeklinde yazılamaz.
* “Dahi” anlamındaki “de” ayrı yazılır. Yani “Bende, sende” denmez, “Ben de, sen de” denir.
* “Geldimi?” yazılmaz “Geldi mi?” yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. “OKmi?” değil, “Tamam mı?” denir.
* “ahmet, belgin, duru” denmez. “Ahmet, Belgin, Duru” denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.
* “ki” eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır.
* “v” yerine “w” yazılmaz…

Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesi’yle değil.

14 Kasım 2007 Çarşamba

TÜRK BİLİM ADAMLARINDAN ALTERNATİF IŞIK KAYNAĞI

Türk araştırmacılar, Edison’un icat ettiği ampule alternatif nanoteknoloji ürünü ışık kaynağı üretti. Buluşla Edison’un ampullerinin yüzyıl sonra değişime uğrayacağı iddia edildi…

Türk araştırmacılar, Edison’un icat ettiği ampule alternatif nanoteknoloji ürünü ışık kaynağı üretti.
Bilkent Üniversitesinden araştırmacılar, geliştirdikleri ”ayarlanabilir beyaz ışık” teknolojisiyle Edison’un ürettiği ampulleri yüzyıl sonra değişime uğrattı. Edison’un ürettiği ampuller ısıyı ışığa dönüştürürken, nanotekonoloji ile üretilen nanokristalli ledler ise elektrik enerjisini direkt ışığa çeviriyor. LED (Light Emitting Diode, Işık yayan Diyot) tabanlı ışık kaynaklarının ömrü 23 yıl sürecek ve otomobillerin aydınlatma sistemlerinde köklü değişiklere gidilecek.
Yüzde 90 oranında enerji tasarrufu sağlayan LED bazlı ışık kaynaklarının küresel ısınma sorununa alternatif çözüm getireceği belirtiliyor. Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü ve Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir ile öğrencileri Sedat Nizamoğlu, Tuncay Özel ve Emre Sarı’nın bu çalışmaları, dünyanın en prestijli dergileri arasında bulunan ”NANOTECHNOLOGY” dergisinin 14 Şubat2007 baskısında da kapak konusu oldu.

DÜNYADA BİR İLK
Demir, başkanlığını yaptığı araştırma grubunun, nanokristal kullanarak beyaz ışık üretimini dünyada ilk kez ayarlanabilir renk özellikleri ile başardıklarını kaydetti.
Demir, beyaz LED ışık kaynaklarının, geleceğin aydınlatma sistemlerinde
geniş kullanım alanı bulacağını belirterek, çalışmalarındaki tasarım, modelleme, fabrikasyon, deneysel karakterizasyon ve kurumsal analizlerin tamamının Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezinde ve İleri Araştırma Laboratuvarında gerçekleştirildiğini kaydetti.
LED’lerin günümüzde ampulsüz trafik ışıkları, kamera, mikroskop ışık kaynakları gibi kullanım alanları olduğunu ifade eden Demir, şunları belirtti: ”LED’ler, evlerimizde kullandığımız ampuller ve florasan lambalarının
yerine geçecek. Edison’un ürettiği ampuller ısıyı ışığa dönüştürürken, nanotekonoloji ile üretilen LED’ler ise elektrik enerjisini direkt ışığa çeviriyor. Keşif, geleceğin iç mekan ve otomotiv aydınlatma fonksiyonlarını tamamen değiştirecek nitelikler taşıyor. Önümüzdeki 5 yılda arabaların dış aydınlatma işlevlerinin tamamının yeni üretilen ‘beyaz LED’lerle gerçekleşeceği öngörülüyor. Kısaca Edison’un ampulleri ile aynı prensiple çalışan günümüz ampulleri, ilk üretildiklerinden yüzyıl sonra yerini nanoteknoji ile üretilen ‘beyaz LED’ ışık kaynakları sayesinde değişime uğrattı.”

ORTALAMA İNSAN ÖMRÜNDE 4 IŞIK KAYNAĞI
Yeni teknoloji ürünü ışık kaynaklarının çok uzun yıllar dayanabildiğini ve elektrik enerjisini bire on oranında az kullandığını belirten Demir, şöyle devam etti: ”Ampullerin dayanaksızlığını evimizde ne sıklıkta ampul değiştirdiğimizi
düşünerek kolayca anlayabiliriz. Bir LED’i günde 12 saatten 23 yıl süreyle kullanabilmemiz mümkündür, bu da ortalama yaşamda sadece 4 defa ışık kaynağını yenilemek anlamına geliyor. Elektrik enerjisi tüketimi konusunda söylenebilecekler ise çok daha etkileyicidir. Bilim çevreleri, bir binanın stratejik noktalarına LED’ler konularak aydınlatma yapıldığı zaman günümüzde kullanılan sistemlere göre elektrik tüketiminde yüzde 90′lık enerji tasarrufu sağlanacağını öngörüyorlar. LED’lerle tüm dünya elektrik harcamasının yüzde 50 miktarında azaltması öngörülüyor. Dünyada üretilen tüm elektriğin yüzde 20’si aydınlatmada kullanılıyor. Küresel ısınmanın nedenleri arasında yer alan enerji üretimi böylece aza indirilmiş olacak. Böylece bu tür ışık kaynaklarının enerji tasarrufu ile küresel ısınma sorununa alternatif çözüm olacağı düşünülüyor. Tüm bu nedenlerden dolayı nanokristal katkılı beyaz ışık kaynakları hem bilim dünyasında hem de endüstride büyük ilgi çekti.” Beyaz ışık için ampul ve florasan gibi ışık kaynaklarının günümüzde yaygın olarak kullanıldığını anlatan Demir, bu tür ışık kaynaklarının şu anki kullanım sorununun verimliliklerinin düşük olmasından ve raf ömründen kaynaklandığını vurguladı.

Çalışmanın tasarımı, modellemesi, fabrikasyonu, deneysel karakterizasyonu ve kuramsal analizi de dahil olmak üzere tüm basamaklarının Bilkent Üniversitesi’nde gerçekleştirildiğini anlatan Demir, öğrencileri Sedat Nizamoğlu, Tuncay Özel, Emre Sarı’nın da yer aldığı grubunun ortaya çıkardığı LED’lerle ilgili çalışmalarının, dünyanın en prestijli dergileri arasındaki ”NANOTECHNOLOGY” dergisinin 14 Şubat 2007 baskısında da kapak konusu olduğunu söyledi.

Dünyanın ”öldürücü uygulama” denilen aydınlatma sistemlerine çok önem
verdiğini anlatan Demir, ”Gelecekteki tüm aydınlatmalar bu tür LED bazlı olacak ve onların önemli bir kısmı da nanokristalli olacak” dedi.

THOMAS ALVA EDİSON

Dünyanın en büyük mucitlerinden olan Thomas Alva Edison Amerika birleşik devletlerinin Ohio eyaletinde dünyaya geldi. İlköğrenimine geçirdiği bir hastalık dolayısıyla geç başladı. Bitmek bilmeyen soruları nedeniyle ve öğretmenlerin algılama problemi olduğunu söylemeleri nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Ancak öğretmen olan annesi oğlunun eğitimine evde devam etti. Çok meraklı bir çocuk olan Edison fizik ve kimyaya merak sardı ve hatta evlerinin kilerinde kendine bir kimya laboratuarı bile kurdu. Bir arkadaşıyla beraber telgraf da yaptılar. Daha sonra ailesinin geçimine yardımcı olabilmek için bir trende meyve ve şekerleme satmaya başladı. Trene yerleştirdiği bir küçük baskı makinesiyle de haftalık gazete basıyordu. Bu arada boş zamanlarında bol bol kitap okuyordu. Ama bir gün içinde kimyasal madde bulunan şeylerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem tirendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı. Daha sonra telgrafçılık öğrenmeye karar veren Edison 1863–1868 arasında ABD ve Kanada da birkaç telgrafhanede çalıştı. 1868 de bir atölye kurdu ama yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olara Boston’dan New York ‘a gitti. Altın borsasındaki telgraf aygıtının bozulduğu bir sırada rastlantıyla orada bulunması bir şans oldu. Edison aygıtı ustalıkla onardı ve başarısı telgraf şirketinde iş bulmasına yol açtı. Edison daha sonra kayıt yapabilen ve borsadaki fiyatların duyurulmasında kullanılan bir telgraf aygıtı geliştirdi ve patentini iyi bir fiyatla sattı. Sattığı patentlerden kazandığı parayla bir atölye kurdu ve kendi buluşlarının yapımına girişti. Edison ilk başarılı yazı makinesinin yapılmasına da katkıda bulundu. Bir telgraf teli üzerinde aynı anda 6 mesajın birbirine karışmadan gönderilmesinin yolunu buldu. Edison 1877 de sesi kaydedip tekrarlayabilen gramofonu icat etti. Bu ona büyük bir sevinç verdi. İlk başarılı gramofon denemesinde aygıtta “ Mary’nin küçük bir kuzusu vardı” şiirini okuduktan sonra gramofonu ikinci kez çalıştığında aynı sözcükler cızırtılı ama oldukça net bir biçimde duyulmuştu. O zaman fonograf adı verilen bu ilk gramofonun huniye benzer bir hoparlörü vardı. Ve mumdan yapılmış silindir biçimde plaklar kullanılıyordu. Edison un öbür buluşları arasında telefon ağızlığı ( verici) elektrik ampulü, demir nikelli akümülatör, elektrikli oy kayıt makinesi, diktafon da vardır. Günümüzde kullanılan film makinelerinin öncüsü olan kinetoskopu ticari amaçla kullanılabilecek biçimde geliştiren de Edison dur. Edison elektrik ampulü üzerinde çalışırken bir rastlantı sonucunda “ Edison Etkisi “ olarak bilinen olayı buldu. Ampulün filamanında ki karbon taneciklerinin zamanla buharlaşarak lambanın yüzeyinde biriktiği bu termoiyonik salım olayı sonradan radyo lambalarının temelini oluşturmuştur. Edison birinci dünya savaşı sırasında elde edilmesi güç olan kimyasal maddelerin yerini tutacak yeni maddeler yapmanın yolunu aradı. Başarısını zekâdan çok sıkı çalışmaya borçlu olduğunu söyleyen Edison yemek ve dinlenmeye zaman ayırmayı çok görür kimi zaman laboratuarında ki masalardan birinin üzerinde giyinik olarak uyurdu.

GÖRÜNMEZ UÇAK, GEMİ VE TANKLAR

ODTÜ'den yeni bir buluş. Uçak ve tanklar artık görünmeyecek. Nasıl mı?
ODTÜ'lü araştırmacılar, yerli kaynaklarla, uçak, gemi, tank gibi askeri araçları radarda görünmez yapan bir kaplama geliştirdi.

ODTÜ'lü araştırmacılar, yerli kaynaklarla, radarda görünmezlik teknolojisinde kullanılabilecek yeni radar soğurucu kaplamalar geliştirdi. Yeni malzemeler, gemi, uçak, helikopter, denizaltı gibi askeri araçların radarda görünürlüğünü binde 1'e kadar düşürüyor.
ALEV ALMIYOR
Hiçbir koşul altında alev almayan suya, tuza, yosuna, sürtünmeye ve darbeye dayanıklı malzemeler en fazla 2 milimetre kalınlıkta oldukları için uygulandıkları platformlara fazla bir yük getirmiyor.
ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Toppare, başkanlığını kendisinin yürüttüğü ve araştırma görevlileri Simge Tarkuç ve Funda Özyurt'tan oluşan çalışma grubunun iki yıl süren çalışmaları sonucunda, bu alandaki tüm eksiklikleri ortadan kaldıracak kaplamalar ürettiğini söyledi.

Toppare “Bu kaplamalar geniş bant aralığında yüksek soğurma sağlayıp uygulandığı cismin radar kesit alanını binde 1'e kadar düşürmesidir. Bu 100 metrekarelik bir cismin 0.1 metrekare olarak algılanması yani radarda görünmemesi ” dedi.

11 Kasım 2007 Pazar

SUSUZ ÇAMAŞIR MAKİNESİ

Bu makine çamaşırı susuz yıkıyor
Bütün dünya küresel ısınmaya çözüm ararken, beyaz eşya üreticileri de yeni teknolojilere yöneliyor. Daha az enerji tüketen eşyaların yanı sıra, ilginç bir ürün piyasaya çıktı.

Airwash adlı teknoloji ile çamaşır makinelerinde su ve deterjan kullanılmadan temizlik mümkün olacak.
İşlem şu aşamaları içeriyor:

Makinede bulunan fan üzerinden temiz hava içeri alınıyor ve ısıtıcıdan geçiriliyor. Kazana verilen sıcak hava, kıyafetlerdeki bakterileri, zararlı mikroorganizmaları ve kötü kokuları ayrıştırıyor. Son
adımda hava, boşaltma kanalı ile dışarıya atılıyor. Makinenin fiyatı ise 3 bin 600 YTL.

Küresel ısınmayla birlikte ortaya çıkan susuzluk tablosu, beyaz eşya üreticilerini de harekete geçirdi. Birçok firma, yüksek maliyete rağmen artık daha az enerji sarf eden ürünler üzerinde çalışıyor. Ar-Ge yatırımları için yıllık 5,3 milyar dolarlık bir bütçe ayıran Samsung, deterjan kullanmadan, hatta susuz çamaşır yıkayan bir makine
üretti. Sabancı Grubu tarafından geliştirilen yeni nesil klimalar, ozon tabakasına zarar vermiyor. Arçelik ise Ekolojist adını verdiği daha az su ve enerji tüketen bulaşık makinesi ile tasarruf sağlıyor.

Samsung Tüketici Elektroniği Birim Müdürü Özlem Koçdar, beyaz eşya sektöründe boy gösteren birçok şirketin artık su ve enerji tasarrufu sağlayan ürünler üzerinde çalıştığını söyledi. Yakında piyasaya çıkacak makinelerin doğal yollarla temizlik sağlayacağını belirten Koçdar, "Sadece sıcak su kullanmadan temizlik yapabilen makineler bile yüzde 30 enerji tasarrufu sağlıyor." dedi. Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklık, susuzluğu da beraberinde getirdi. Birçok hükümet, acil eylem planı çerçevesinde su tasarrufuna yöneldi. Sivil toplum kuruluşları yürüttükleri reklam kampanyaları ile vatandaşı bilinçlenmeye çağırıyor. Bu anlamda bulaşıkların makinelerde yıkanması tavsiye ed
iliyor. Daha az enerji harcayan A ve B sınıfı klimaların satın alınması öneriliyor.

Markaların yeni nesile yönelik geliştirdiği buluşlardan biri elektrik ve su tasarrufu sağlayan çamaşır makineleri. Söz konusu çamaşır makinesinin rezistansları kireç tutmuyor. Böylece deterjanın yanında ek bir ürün kullanmak gerekmiyor. Bu sayede ürünlerin ömrü uzarken, yüzde 30 oranında da enerji tasarrufu sağlanıyor. Özlem Koçdar, ürünlerinde darbelere, güneş ışınlarına ve paslanmaya karşı koruyan Silver Nano teknolojisini kullanmaya başladıklarını ifade etti. Söz konusu teknoloji çamaşır makinesi dışında diğer ürünlerde kaplama olarak kullanılıyor. Çamaşır makinelerinin içinde gümüş bir hazne bulunuyor. Gümüş, nano boyuta indiriliyor. Bu, saç telinin 75 bin kat daha incelmiş haline denk geliyor. Gümüş teknoloji, çamaşırlara ve kıyafetlere kadar işleniyor. Temizlik gümüş ile sağlanıyor ve sıcak su kullanmaya gerek kalmıyor. Sistem sayesinde 30 derecelik suda yıkanan bir çamaşır 90 derecede temizlenmiş gibi oluyor. Enerji tüketimi de yaklaşık 10 kat daha azalıyor. Silver nano teknolojisinin kullanılmadığı durumlarda çamaşırları bakteri, küf, mantar ve mikroplardan arındırmak için sıcak su kullanmak gerektiğini belirten Koçdar, enerji tasarrufu için en iyi yöntemin sıcak su kullanmamak olduğunu dile getirdi. Buzdolabında kullanılan TwinCooling adlı yeni bir teknoloji de yüzde 30 enerji tasarrufu sağlıyor. Bunun için buzdolabının buzluğuna ve alt bölümüne ayrı ayrı soğutucu fan yerleştiriliyor. Böylece iki ayrı bölmenin ihtiyacı olan ısı ve nem miktarı dengeleniyor ve enerjiden tasarruf ediliyor.

Ter kokusunu önlüyor
Airwash teknolojisinin yastık ve yorganlar, takım elbiseler ve kabanlar için ideal bir seçenek olduğunu belirten Koçdar, makinenin Silver Nano teknolojisi sayesinde suyla yapılan yıkamalarda yüzde 99.9 oranında sterilizasyon sağladığını, kumaşta oluşturduğu 'antibakteriyel katman' sayesinde yaklaşık bir ay yeniden bakteri üremesini engellediğini anlattı. Bu sayede Silver Nano ile yıkanan çamaşırlarda ter kokusu oluşmadığını dile getiren Koçdar, "Hijyen ve strelizasyon gümüşle sağlandığı için sıcak su kullanmaya gerek kalmıyor. Çamaşırları 90 derece yerine 30 derece suda yıkamakla, dokuz katı daha az enerji harcar ve tasarruf edersiniz. Ayrıca beyaz ve renklileri ayırmanıza gerek kalmaz" açıklamasını yaptı. Özlem Koçdar'ın verdiği bilgiye göre, güvenliğin ön planda tutulduğu, akıllı makine Airwash sistemi çalışırken, yıkanması unutulan çamaşırlar arada eklenebiliyor. Samsung Airwash çamaşır makinesinde bulunan 'Durdur ve Ekle' butonuna basıldığında, kapak açılmadan önce sistem su düzeyini otomatik olarak ayarlıyor. Su kapağın açılmasına uygun seviyeye gelince de kullanıcıyı uyarıyor.

Unutkanlık sorun değil
Böylece ev telaşında hanımların çamaşır makinesine atmayı unuttukları parçaları eklemelerine imkân sağlıyor. Bu arada Airwash, ergonomik tasarımıyla hanımların çamaşır koyup çıkarırken eğilmelerini ortadan kaldırarak bel ağrılarına son veriyor.
Samsun Airwash'un bu yılın ilk çeyreğinde satışa sunulduğunu ifade eden Özlem Koçdar, kırmızı renkli Airwash'un fiyatının KDV dahil 3 bin 799 YTL, gümüş renklininse KDV dahil 3 bin 699 YTL olduğunu söyledi.
Ürünün ilk lanse edildiği hafta 150 adet sattığını dile getiren Koçdar, talebin artarak devam ettiğini sözlerine ekledi. Kurutma makinesi ve çamaşır makinesini bir arada sunan Airwash'un bu iki ürüne ayrı yer ayıramayanlar tarafından tercih edildiğini söyleyen Samsung Beyaz Eşya Ürün Müdürü Özlem Koçdar, "Makine hjiyen konusunda son derece titiz olan çocuklu ailelerin yanı sıra pratik ve hızlı yaşamak zorunda olan bekârlar ve çalışan kadınlar tarafından alınıyor" açıklamasında bulundu.

Kaynak:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=226998, http://www.samanyoluhaber.com/haber-64466.html


NANOTEKNOLOJİ

“Midget-çok küçük” anlamına gelen Yunanca bir kelimeden türeyen nano bir ölçü birimi ön ekidir ve milyarıncı parçayı gösterir. Ancak genel olarak söylenecek olursa, nanoteknoloji maddeyi dolaylı olarak atom boyutuna yani “nano-boyutuna” indirgeme işidir.

1974 yılında Tokyo Üniversitesinde Norio Taniguchi tarafından ortaya atılan nanoteknoloji mevcut teknolojilerin daha ileri düzeyde duyarlılık ve küçültülmesine dayalı olarak hızla ortaya çıkan teknolojilerdir. Gelecekte bu teknoloji muhtemelen Moleküler Nanoteknoloji (MNT) adıyla nano büyüklüğündeki boyutlarıyla yapı makineleri ve mekanizmalarını da içerecektir.


Nanoteknoloji ölçü olarak “nanometre” adı verilen (kısa şekli nm) bir ölçme birimini kullanılır. Her bir ölçüde 1 milyar nm vardır. Her bir nm sadece üç ile 5 atom genişliğindedir. Bunlar küçüktür. Ortalama insan saç kalınlığının ~40,000 kez daha küçüktür.

Nanoteknolojinin bir yönü de süper küçük bilgisayarlar (bakteri büyüklüğünde) ya da milyarlarca dizüstü bilgisayar gücünde küp şeker büyüklüğünde süper bilgisayarlar ya da günümüzün bilgisayarlarından trilyonlarca daha güçlü belirli bir büyüklükte masaüstü modelleri gibi nano boyutunda yapılabilmesidir.

Nanoteknolojinin yüksek potansiyeli Kuantum fiziğinin kanunları sayesinde açığa çıkmaktadır. Bu aşamada ve nano ölçülerde kuantum fizik yasaları devreye girer ve optik, elektronik, manyetik depolama, hesaplama, katalist ve diğer alanlarda yeni uygulamalara olanak sağlar.
Nanoteknoloji genellikle genel-amaçlı teknoloji olarak adlandırılır. Çünkü gerçekleştirildiği zaman nanoteknoloji neredeyse bütün sektörlerde ve toplumun her alanında önemli bir yeri olacaktır. Daha iyi yapılmış, daha uzun süre dayanan, daha temiz, güvenli ve akıllı ürünleri evde, iletişimde, tıpta, ulaşımda, tarım ve endüstrinin her alanında kullanabileceğiz.

İnsan vücudunda dolaşarak kanser hücrelerini yayılmadan bulup yok eden tıbbi bir araç düşünün. Ya da çelikten çok daha hafif ama ondan on kat daha güçlü materyalleri…

Neden nanoteknoloji duyarlı kullanılmalı?

Elektrik veya bilgisayarlar gibi nanoteknoloji de hayatımızın her aşamasında daha iyi olanaklar sunacak. Fakat her yeni teknolojinin olduğu gibi nanoteknolojinin de iki yönlü kullanımı var, yani ticari kullanımı ve askeri kullanımı — askeri alanda nanoteknoloji sayesinde çok daha güçlü silahlar ve gözetleme araçları yapılabilecek. Bu yüzden nanoteknoloji insanlar için yararları ile birlikte aynı zamanda bazı riskleri de getirmektedir.

Nanoteknolojinin önemli yanlarından biri de sadece daha iyi ürünler değil, aynı zamanda daha gelişmiş üretim araçları sunmasıdır. Bir bilgisayar veri dosyalarını kopyalayabilir — özellikle de çok düşük bir maliyette ya da ücretsiz olarak istediğiniz kadar kopya yapabilirsiniz. İşte nanoteknolojide aynı bilgisayar örneğinde olduğu gibi herhangi bir şeyi üretmeyi aynı dosyaların kopyalanması kadar kolay ve ucuz hale getirebiliyor. Bu yüzden nanoteknoloji birçoğuna göre “sonraki sanayi devrimi” olarak adlandırılmaktadır.

Nanoteknoloji sadece çok düşük maliyetle birçok yüksek kalitede ürünün yapılmasına olanak sağlamayacak, aynı zamanda düşük maliyette ve aynı yüksek hızda yeni nano fabrikalarının da yapılmasını sağlayacaktır. Nano teknolojisisin hızla artan bir teknoloji olarak adlandırılmasının nedeni kendi üretim araçlarını yeniden üretebilme yeteneğidir.

Nanoteknoloji; daha hızlı, düşük maliyetli ve temiz üretim sistemi getirmektedir. Üretim araçları katlanarak yeniden üretilebilecektir, böylece birkaç hafta içersinde birkaç nano fabrikası milyarlarca fabrikayı üretecektir. Bu bir devrimsel, yenilikçi, güçlü ve potansiyel olarak da çok tehlikeli- ya da faydalı bir teknolojidir.

Tüm bu gelişmeler ne kadar kısa zamanda gerçekleşebilir?

Genel tahminler bunun 20 ila 30 yıl arasında, hatta daha da geç olabileceği yönündedir. Fakat optik, nano litografi, mekanik kimya ve 3 D prototip teknolojileri konusundaki kaydedilen hızlı ilerlemeler bu süreyi kısaltabilir. Burada önemli olan sadece böyle bir gelişmenin ne kadar kısa bir zamanda yapılabileceği değil aynı zamanda bizim bu yeni teknolojiye ne kadar hazır olabileceğimizdir.

Belki kendimize aşağıdaki sorulardan bazılarını sorduğumuzda bu konuyu daha iyi algılayabiliriz.

Bu teknolojiye kim sahip olacak?
Bu çok sınırlı mı olacak yoksa herkes erişebilecek mi?
Fakir ve zengin arasındaki farkı kapatmak için ne yapacak?
Tehlikeli silahlar nasıl kontrol altına alınacak ve tehlikeli kişilerin eline geçmesi engellenecek?
Bu soruların çoğu 10 yıl önce ortaya atılmasına rağmen hala pek bir cevap bulmuş gibi görünmüyor.
Bu teknolojinin ne zaman hayata geçirileceğini tam olarak söylemek zor, bunun bir nedeni de gizli askeri veya endüstriyel geliştirme programlarının normal bir vatandaşın bilgisi dışında ve büyük bir gizlilikle yürütülüyor olmasıdır.
Tam ölçekli olarak nanoteknolojinin önümüzdeki beş veya on yıl içersinde geliştirilip geliştirilmeyeceğini kesin olarak söyleyemeyiz. Fakat şimdiden ihtiyatı elden bırakmayıp bütün senaryolara karşı hazırlıklı olup nanoteknoloji ve gelişimini yakından takip etmeliyiz.

10 Kasım 2007 Cumartesi

BARDAK NEDEN NEMLENDİ?


Sıcak havalarda canımız genelde soğuk bir şeyler çeker. Örneğin içmek için soğuk bir kola veya limonata seçtiysek, bu soğuk içeceği kuru bir bardağa koysak bile az zaman sonra bardağın ilk başta kuru olan dış tarafının nemlendiğini görürüz. Ellerimiz de kuru olduğuna göre bardağın dış tarafına bu nem nereden gelmiştir?

Yazın havalar kışa göre sıcak olduğu için buharlaşma daha çok olur. Etrafta bulunan su buharlaşarak havanın içine karışır yani yazın havanın içinde nem oranı daha fazladır. Bunun yanında su buharının ve diğer gazların da ısı enerjisi kaybedince gaz halden sıvı hale geçtiklerini zaten biliyoruz. Bu bildiklerimizi birleştirirsek bardağın dışındaki nemin de havadaki su buharının bardağın soğuk olan dış yüzeyine çarpınca ısı alış-verişinde bulunarak ısı kaybettiği için ve bardağın dışında sıvı hale geçtiği için nemlendiğini anlarız.

07 Kasım 2007 Çarşamba

Albert EİNSTEİN

Çocukluğunda okulu sevmeyen ve pek de başarılı görülmeyen bir çocuk olmasına rağmen yine de hayal gücü güçlü ve zengin biri olarak yetişmiş ve küçük yaşlarından gelen merak duygusu bilim alanında başarılı olmasına yardımcı olmuştur. Çocukluğunda hediye olarak aldığı pusulayı oldukça merak etmiş ve sonradan öklit geometrisiyle de uğraşmıştır. 1916'da yayımladığı "Genel Görelilik Kuramı", 1921'de "fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahi bilim adamının en önemli başarılarındandır. Bulduğu en ünlü formülü “E=mc2” dir. Bu formülde E enerji, m kütle, c de ışık hızıdır. Bununla, bir madde ışık hızına çıkarıldığında bu maddenin enerjiye dönüşeceği ve maddenin aslında enerjinin yoğunlaşmış hali olduğu anlatılmaktadır.

Yaptığı diğer çalışmalarında lazer ışınının temelini atmıştır bunun yanında arkadaşı ile buzdolabının daha düzgün ve zararsız çalışmasını sağlayacak bir düzenek keşfetmişlerdir. Bunların yanında daha bir sürü teori ve denklemler bulmuştur.

Öldükten sonra beyni üzerinde yapılan çalışmalarda, beyninin bazı kısımlarının normal insanlardan biraz farklı olduğunu, beyninin bazı bölgelerindeki hücre sayısının fazla olduğu ve uzay-zaman ve matematiksel düşünme bölgelerinin de biraz daha geniş olduğu bulunmuştur.

Albert Einstein'in Sözleri:
• Dehanın 10'da 1'i yetenek 10'da 9'u da çalışmaktır.

• Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır. 16.02.2007

• Çok zeki olduğumdan değil, sadece sorunların üstünde daha çok duruyorum.

• Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.Günün sözü 17 Ocak 2006

• Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.

• Yolculuk etmeyi seviyorum ama varmaktan nefret ederim.

• Eğer ne yaptığımızı biliyor olsaydık, buna araştırma denmezdi öyle değil mi?

• 3. Dünya savaşında hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya savaşında taş ve sopalar olacağını biliyorum.Günün sözü 16 Ağustos 2006

• Sadece iki şey sınırsızdır, evren ve insanoğlunun ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim.

• Neden beni hiç kimse anlamıyor, ama herkes beni seviyor?

• Dünyanın Kainat'taki biricik meskûn yer olduğunu farz etmek bile düpedüz cehalettir. Yetkili kişileri - uçan daireler yoktur – iddiasına sürükleyen tabii bir korku veya beşeri bir kibir ve azamettir...

• Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.

Fransız Felsefe Cemiyeti'ne konferansından 6 Nisan 1922.
• Ben gelecek için hiç bir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor.

Aforizma Einstein Arşivi 1944-45
• Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.

• Bilim atom bombasını üretti, fakat asıl kötülük insanların beyinlerinde ve kalplerindedir.

• Zorunlu askerlik sadece medeniyetin devamı için değil, aynı zamanda varlığımız için de ciddi bir tehlike oluşturur.

• İfade özgürlüğünü, yasalar tek başına garanti edemez. Herkesin kendi düşüncesini, cezalandırma olmaksızın açıklayabilmesi için toplumda hoşgörü mevcut olmalıdır.

• Büyük güce sahip egemen devletler olduğu sürece savaş kaçınılmazdır. 12 Haziran 2007

• Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.

• "Fiziği görelilik ilkesine sokmak fikrini rastgele bulmama teşekkürler, siz (ve diğerleri) benim bilimsel yeteneklerimi beni rahatsız edecek kadar çok abartıyorsunuz."

Arnold Sommerfeld'e mektup 14 Ocak 1908
• Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.

• Her savaş insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka ekler.

• Sorunlar, onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez.

• Dahiliğin mutlak bir sınırı vardır, aptallığın asla.

• Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır.

• Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir.

• İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye ulaşamaz.

• İlkelerin boğazına dolanıp dibe batmaktansa, oportünist olup suyun üstünde kalmayı yeğlerim.

• Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur. 14.03.2007

• Sadece barışçı değil, militan bir barışçıyım. Barış için savaşmaya hazırım.çeviri

• Hayal gücü bilgiden çok daha önemlidir.

• Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbirşeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri herşeyin mucize olduğunu düşünmek.

• "Ben görevimi burada bitiriyorum."Son sözleri

• "Birisinin atom bombası yapmasına yardım etmekten daha kötü sadece bir şey var.O da nazilere atom bombası yapmaları için yardım etmek."

• Matematikçiler, Görelilik Kuramına el attıktan sonra, ben kendi kuramımı tanıyamaz hale geldim.

• Hayal bilimden daha önemlidir, çünkü bilim sınırlıdır.

• Aslında ben geleceği hiç düşünmedim çünkü gelecek düşünmesekte gelecek

• Hiçbir sorun o sorunu yaratan bilinç düzeyiyle çözülemez...

• Dünyada bir tane dahi çocuk mutsuz olduğu sürece, büyük icatlar ve ilerlemeler yoktur.

• Herkesin fikir birliğine vardığı bir akşam, kayıp bir akşamdır.

• Zorlukların göbeğinde fırsatlar yatıyor.

• Bazı erkekler kadınları anlamaya çalışır, diğerleri kendilerini daha basit konulara adarlar, örneğin görelilik kuramına.

• Gelecekte başarılı olacak insanlar geçmişten çalışarak ulaşmalıdır.

• Büyük düşünceler, daima sıradan düşünenlerin şiddetli tepkisine hedef olur.

• Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum. Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi...benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.

Tanrı ve din hakkında
• Hayatın gelişmesi ve yüceltilmesine ilişkin temel ahlakı ilkelerin öneminin bilince çıkarılmasında, kural koyucu inancına özellikle de ödüllendiren ya da cezalandıran bir kural koyucuya gereksinim olmadığından eminim.
M.Berkowitz'e mektup, 25 Ekim 1950

• Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım...
1930, Ideas and Opinions, s.80

• Algılanamaz bir varlığın olduğunu varsaymak....algılanabilir dünyada bulduğumuz düzenliliği anlamaya yardımcı olmaz.

Tanrı nedir? diye soran bir Iowa öğrencisine mektup, Temmuz 1953
• Bireysel bir tanrı anlayışı bana oldukça yabancı ve hatta safça geliyor.(1950)

• Eğer içimde dini denebilecek bir şey varsa bu,bilimin ortaya çıkarabileceği ölçüde,dünyanın yapısına karşı sınırsız hayranlığımdır(1954)

• Etik yalnız insansıl bir sorundur,arkasında insanüstü bir yetke bulunmamaktadır ve buna gerekte yoktur(1953)

• Eğer yaşamımızı çocuklarımızda ve genç kuşaklarda sürdürebilirsek ölüm bizim için bir son değildir.Onlar bizdir artık;bedenlerimizse yaşam ağacındaki solgun yapraklardır sadece.(1926)

• Kuantum mekaniği kesinlikle etkileyici. Ancak içimden bir ses, henüz gerçeğin bu olmadığını söylüyor. Kuram bir çok şeyi açıklıyor, buna karşın bizi gerçekten Tanrı'nın gizemine götürmüyor. Ben, ne olursa olsun, O'nun zar atmadığına inanıyorum.
"Einstein: the Life And Times" ISBN 0-380-44123-3, Max Born'a yazdığı bir mektuptan (12 Aralık 1926) alıntıdır. Genelde bu söz, "Tanrı Zar Atmaz" şeklinde bilinir.

• Sıradışı büyük insanlar,daima sıradan insanların şiddetli muhalefeti ile karşılaşır.

Albert Einstein hakkında söylenenler:
• Albert Einstein'ın eseri sayesinde insanoğlunun ufku sonsuz genişledi ve bununla birlikte uzay hakkındaki görüşlerimiz şimdiye kadar sadece hayal edebildiğimiz derecede bir bütünlüğe ve uyuma kavuştu. - Niels Bohr

• Einstein yüzyılın felsefesinin yaratıcı ruhuydu, ben de yüzyılın edebiyatının yaratıcı ruhuydum. - Gertrude Stein, Everybody's Autobiography

• Einstein felsefeci değil, fizikçiydi. Ama sorularının saflığı felsefiydi. - Carl Friedrich von Weizsäcker, Aichelburg und Sexl: "Albert Einstein", S. 159

• Kendisi tembel bir heriftir, elbette çok zeki ama hiç matematik bilgisi yok. - Einstein doçentlik yeri araken Hermann Minkowski'nin dediği.

• Bu neslimizin filozofları yoktur diye şikayet ederler. Haksızlık. Onlar sadece farklı bir fakültede oturuyorlar. Onlar Max Planck ve Albert Einstein. - Adolf von Harnack

• Beni, herkes beni anladığı için alkışlıyorlar. Sizi, kimse sizi anlamadığı için alkışlıyorlar. - Charlie Chaplin Einstein'a

04 Kasım 2007 Pazar

ATOM NEDİR?

Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız tıklayınız.



Ato
m, elementlerin özelliklerini
taşıyan
en küçük yapı birimidir.
Örneğin
bir demir parçasını bölmeye başlasak ilk baş
ta ikiye
böldüğümüzde elimizde kalan
parçalar yine demir pa
rçasıdır.
Sonra daha bölmeye devam etsek elimizdeki pa
rçalar
hep bir demir parçası olur, ta ki demiri oluşturan en
küçük parçaya yani
atoma gelene
kadar.
Bazı
maddelerin
özelliklerini
taşıyan en küçük parçalar
birden fazla atomun bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu şekilde birden
fazla atomun oluşturduğu en küçük
parçalara da molekül denir.
Örneğin su maddesini oluşturan en
küçük parça
moleküldür. Bir su molekülü iki
hidrojen atomu ve bir oksijen atomunun birleşmesiyle oluşmuş bir
moleküldür.

Aslında atom da başka
parçaların birleşmesinden oluşmuştur. Bu parçalar
proton, nötron ve elektrondur. Bu parçaların
içinde en küçük olan
elektrondur. Atomların birbirinden farklılığı da bu
parçaların sayısının farklılığına göre olur.
Örneğin 10 nötron, 15 proton, 15 de elektrona sahip
olan bir atom ile 12 nötron, 15 proton ve 15 elektrona sahip
bir atom arasında farklılık vardır. Bunlar başka başka maddelerin
atomlarıdırlar ve isimleri de değişiktir. Atomun bu
parçacıklarının da birbirinden farklı farklı
özellikleri vardır.

Protonlar pozitif(+)
yüklü olarak, elektronlar negatif(-)
yüklü, nötronlar ise
yüksüz olarak kabul edilirler. Proton ve
nötronlar atomun çekirdeğinde elektronlar ise
atomun çevresinde bulunurlar ve elektronlar hem kendi
eksenleri etrafında hem de atomun çekirdeğinin etrafında
(çekirdeğe belli uzaklıktaki bir
yörüngede) dönerler.


Bazen atomlar son
yörüngelerindeki elektron sayılarını belli
sayıya(oktete-soy gazların atom düzenine) tamamlamak
için elektron alış-verişi yaparlar. Ve bu
parçacıklarından yalnızca elektronlarını alıp verebilirler.
Ancak çekirdek tepkimesi olursa diğer
parçacıklarını da alıp verebilirler ama o zaman zaten atomun
kendisi de değişmiş olur. Bizim şu an incelediğimiz durum kimyasal
tepkimelerde atomun elektron alış-verişidir ve bu şekilde atomun
adı(kendisi) ve periyodik cetveldeki
yeri değişmez sadece kimyasal tepkimelerdeki davranışı değişir.
Normalde hiç elektron almamış ve vermemiş olan bir atomun
elektron sayısı proton sayısına eşittir. Atom bu durumdayken bu atoma
nötr atom denir. Ancak başka bir atomla elektron alış-verişi
yaparsa iyon durumuna geçer. Eğer nötr bir atom
elektron veriyorsa proton sayısı elektron sayısından fazla hale gelir
ve bu atomlara pozitif iyon(katyon) denir. Eğer tam
tersi olup da atom elektron kaybetmek yerine elektron kazanırsa bu
sefer de elektron sayısı proton sayısından fazla hale gelir ve bu
atomlara da negatif iyon(anyon) denir.