<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947</id><updated>2012-02-16T12:03:36.820+02:00</updated><category term='TÜRKÇE'/><category term='DENEYLER'/><category term='NASIL ÇALIŞIR?'/><category term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category term='BİLGİSAYAR VE İNTERNET'/><category term='BİLİM ADAMLARI'/><category term='TEKNOLOJİ'/><category term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><category term='KENDİMİZ YAPALIM'/><title type='text'>Fen ve Teknoloji</title><subtitle type='html'>Fen ve Teknoloji. Fen bilgisi konu anlatımları, Teknolojik gelişmeler, Gündelik olayların açıklamaları ve Bilim adamlarının öyküleri. ...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>34</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-7997500922311094769</id><published>2009-02-25T23:18:00.002+02:00</published><updated>2009-02-25T23:30:55.583+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><title type='text'>NATO'UN BİLGİLERİNİ TÜRK KRİPTOSU KORUYACAK</title><content type='html'>&lt;span class="textBodyBlack"&gt;    &lt;a href="http://www.tubitak.gov.tr/" target="_blank" rel="tag"&gt;TÜBİTAK&lt;/a&gt; araştırmacıları, tamamen milli ve özgün tasarımla, NATO’ya üye ülkeler arasında gizli bilgi ve belgelerin saklanmasında yüksek güvenlik sağlayan cihaz geliştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;    TÜBİTAK’ın Gebze’deki Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nde &lt;a href="http://www.uekae.tubitak.gov.tr/" target="_blank" rel="tag"&gt;(UEKAE)&lt;/a&gt; görevli elektronik ve haberleşme mühendisi Koray Arıkan, yaptığı açıklamada, NATO’nun mevcut kripto sistemlerini yenileyerek, son teknoloji ürünü sistem tedarik ettiğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Arıkan, NATO’nun, “gizli ve daha alt dereceli bilgilerinin güvenli olarak taşınmasını sağlamak” amacıyla 2007’de duyurduğu ihtiyacına yönelik, TÜBİTAK UEKAE’nin başlattığı Ar-Ge çalışmalarında SIR adı verilen güvenli USB bellek cihazının geliştirildiğini bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Yeni kripto cihazının yüksek gizlilik içeren bilgi ve belgelerin saklanmasında dünyanın en güvenli sistemi olduğunu vurgulayan Arıkan, SIR sayesinde bilginin şifreli saklanabildiğini, cihazın kaybolması durumunda bile bellekteki gizli bilgiye ulaşılamayacağını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Arıkan, “Dünya genelinde TÜBİTAK’ın geliştirdiği taşınabilir boyutlarda, yüksek gizlilik dereceli bilgiyi güvenli saklayabilecek türde bir ürün henüz yapılamadI. Böyle bir ürünü geliştirebilmek için pek çok ülke halen uğraş veriyor” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;    RAKİP ÇIKMADI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;   NATO’nun tedarik edeceği bilgi güvenliği ürünlerinin değerlendirmesini gerçekleştiren SECAN birimi tarafından uygulanan testlerden başarıyla geçen SIR’ın, Ocak ayında teknik ve operasyonel ihtiyaca uygunluğun değerlendirildiği OPEVAL testlerinden de tam puan aldığını anlatan Arıkan, şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   “Cihaz, bir şekilde açılmaya çalışılırsa içerisindeki gizli bilgiler otomatik olarak siliniyor. Yanlış şifre girilmesi durumunda ya da istenildiğinde cihaz üzerindeki tek tuşla bilgiler silinebiliyor. Ürünün tasarımının ve üretiminin yüzde yüz yerli mühendislik ve kaynaklarla gerçekleştirilmesi de TÜBİTAK ve Türkiye adına gurur verici bir olay. Bu özellikleriyle ürün, sahip olduğu güvenlik kabiliyetleriyle dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Arıkan, NATO’nun teknik ve idari şartlarını sağlayabilen bu ürüne rakip olabilecek teknik yeterlilikte ikinci bir ürün önerilemediğinden, NATO’nun 2009 ihtiyacı olan 600’den fazla cihazın TÜBİTAK UEKAE tarafından sağlanacağını bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;a href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/476405.asp" target="_blank" rel="tag"&gt;http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/476405.asp&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-7997500922311094769?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/7997500922311094769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/natoun-bilgilerini-turk-kriptosu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/7997500922311094769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/7997500922311094769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/natoun-bilgilerini-turk-kriptosu.html' title='NATO&apos;UN BİLGİLERİNİ TÜRK KRİPTOSU KORUYACAK'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4745212504776012702</id><published>2009-02-21T22:27:00.007+02:00</published><updated>2009-02-21T23:38:54.040+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><title type='text'>MIKNATIS VE MIKNATISIN KUTUPLARI</title><content type='html'>Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html" target="_blank" rel="tag"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/WiXJ6QDquYQ&amp;hl=en&amp;fs=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/WiXJ6QDquYQ&amp;hl=en&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;Demir ve çelik parçalrını çeken, serbest olarak asıldığı zaman da belli bir doğrultuyu alan cisimlere mıknatıs adı verilir. fizik biliminini en önemli kollarından biri olan manyetizma, mıknatıs cisimler ya&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tbn1.google.com/images?q=tbn:gQYN6FkOrSV5xM:http://www.hendekcumhuriyet.k12.tr/toyotaproje/toyota-fen/websitesi/animasyon/m%C4%B1knat%C4%B1s.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 107px; height: 109px;" src="http://tbn1.google.com/images?q=tbn:gQYN6FkOrSV5xM:http://www.hendekcumhuriyet.k12.tr/toyotaproje/toyota-fen/websitesi/animasyon/m%C4%B1knat%C4%B1s.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rdımı ile incelenir.&lt;br /&gt;Mıknatıs doğada bulunduğu için çok eski çağlardan beri bilinmektedir. eski çağlarda yaşamış olan insanlar, mıknatıs taşı ya da manyetit adı verilen bir maden filizinin mıknatısın özelliklerine sahip olduğunu biliyorlardı. manyetit adı o çağ insanları için önemli bir yerleşim merkezi olan Manisa'dan gelir, manyetit filizinin  en çok çıktığı yer Manisa ve çevresidir. Aslında manyetit, demir oksitten başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;  Çelik bir çubuğu manyetit filizinin yanına koyarsak, çelik çubuk da bir zaman sonra mıknatıslık özellikleri kazanır, bir başka deyişle mıknatısaşır. Bu durumda mıknatısları ikiye ayırabiliriz. Bunlardan birincisi "doğal mıknatıs" ikincisi ise "yapay mıknatıs" tır. Gellikle yapay mıknatıslar daha çok kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mıkn&lt;/span&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:rYHMZPgSCLWQQM:http://www.fenokulu.net/5sinkonumiknatis.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 122px; height: 88px;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:rYHMZPgSCLWQQM:http://www.fenokulu.net/5sinkonumiknatis.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;atısın Kutupları:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;  Bir mıknatıs çubuğu demir tozlarının arasında gezdirdikten sonra kaldıracak olursak demir tozlarının mıknatısın uçlarında daha yoğun bir şekilde toplandığını görürüz. Bu küçük deney bize mıknatısın uçlarındaki çekim özelliğinin diğer yerlerine göre daha çok olduğunu gösterir. Mıknatısın çekim özelliğinin daha çok olduğu bu bölgelere kutup adı verilir. Her mıknatısın mutlaka iki kutbu vardır. Hiçbir zaman tek kutuplu mıknatıs elde edilemez. Uzun bir mıknatıs çubuğunu ikiye bölsek bile yine ikişer kutuplu iki mıknatıs elde ederiz. Bu parçalama işini ne kadar da sürdürsek, sonuç yine değişmez. Ancak bu yaptığımız işin tersini yapıp parçaladığımız mıknatısları birleştirmeye kalksak, oluşan kutupların ok olduğunu ve yalnız iki kutbun kaldığını görürüz.&lt;br /&gt;       Çubuk şeklinde küçük bir mıknatısı tam ortasından bir iple asarsak dengeye geldikten sonra mıknatısın bir ucunun kuzeyi bir ucunu da güneyi gösterdiğini görürüz. İşte mıknatısın kuzeyi gösteren ucuna “mıknatısın kuzey kutbu” denir “N” sembolü ile gösterilir. Güneyi gösteren ucuna ise “mıknatısın güney kutbu” denir “S” sembolü ile gösterilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4745212504776012702?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4745212504776012702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/miknatis-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4745212504776012702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4745212504776012702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/miknatis-nedir.html' title='MIKNATIS VE MIKNATISIN KUTUPLARI'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4664500679867490581</id><published>2009-02-21T21:56:00.002+02:00</published><updated>2009-02-21T21:59:15.447+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENEYLER'/><title type='text'>SUDAKİ HİDROJENİ YAKMA DENEYİ</title><content type='html'>Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html" target="_blank" rel="tag"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/5dsLdO4bZ68&amp;hl=en&amp;fs=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/5dsLdO4bZ68&amp;hl=en&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4664500679867490581?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4664500679867490581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/sudaki-hidrojeni-yakma-deneyi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4664500679867490581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4664500679867490581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/sudaki-hidrojeni-yakma-deneyi.html' title='SUDAKİ HİDROJENİ YAKMA DENEYİ'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-5748046659754124838</id><published>2009-02-21T21:53:00.002+02:00</published><updated>2009-02-21T23:51:33.525+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENEYLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KENDİMİZ YAPALIM'/><title type='text'>HAVADA DÖNEN MIKNATIS</title><content type='html'>Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html" target="_blank" rel="tag"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Ok1S61cH4dk&amp;hl=en&amp;fs=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Ok1S61cH4dk&amp;hl=en&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;    Bu video’daki olay basit &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/cok-basit-elektrik-motoru.html" target="_blank" rel="tag"&gt;elektrik motoru&lt;/a&gt; yapım tekniklerinin kullanılmasıyla gerçekleşen bir olaydır. &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/miknatis-nedir.html" target="_blank" rel="tag"&gt;Mıknatısa&lt;/a&gt; dönme kuvveti verildikten sonra sürtünmesiz ortamda dönmeye devam eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-5748046659754124838?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/5748046659754124838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/havada-donen-miknatis.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5748046659754124838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5748046659754124838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/havada-donen-miknatis.html' title='HAVADA DÖNEN MIKNATIS'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-1746299452237799919</id><published>2009-02-10T03:23:00.008+02:00</published><updated>2009-02-21T23:42:58.445+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENEYLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KENDİMİZ YAPALIM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NASIL ÇALIŞIR?'/><title type='text'>ÇOK BASİT ELEKTRİK MOTORU</title><content type='html'>Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html" rel="tag" target="_blank"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/it_Z7NdKgmY&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/it_Z7NdKgmY&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elekrik motorlarının çalışma prensibi &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/miknatis-nedir.html" rel="tag" target="_blank"&gt;mıknatıslara&lt;/a&gt; ve&lt;br /&gt;manyetizmaya dayanır.&lt;br /&gt;Motord&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.howstuffworks.com/gif/motor-labels.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 170px; height: 155px;" src="http://static.howstuffworks.com/gif/motor-labels.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;a hareket oluşturmak için mıknatıslar kullanılır.&lt;br /&gt;Mıknatısları incelediğimizde görürüz ki&lt;br /&gt;temel kural karşıt kutupların birbirini çekmesi, aynı&lt;br /&gt;kutuplarınsa birbirini itmesidir.&lt;br /&gt;Elektrik motorlarının da içindeki metal kısıma elektrik&lt;br /&gt;verdiğimizde yapay bir mıknatıs(elektro mıknatıs) oluşturmuş oluruz.&lt;br /&gt;Oluşan yapay mıknatısın bir ucunu motordaki sabit mıknatıslardan biri&lt;br /&gt;çekerken diğeri iter yani bir tarafı çeker bir&lt;br /&gt;tarafı da iter böylece sürekli bir hareket sağlanmış&lt;br /&gt;olur.&lt;br /&gt;Eğer motorun dönme yönünü&lt;br /&gt;değiştirmek istersek motora bağladığımız + ve - uçalrın&lt;br /&gt;yerlerini değiştiririz. Böylece öncekinin tersi&lt;br /&gt;yönüne dönmeye başlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-1746299452237799919?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/1746299452237799919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/cok-basit-elektrik-motoru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1746299452237799919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1746299452237799919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/02/cok-basit-elektrik-motoru.html' title='ÇOK BASİT ELEKTRİK MOTORU'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4242959751297416745</id><published>2009-01-27T22:45:00.007+02:00</published><updated>2009-02-10T22:22:08.048+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><title type='text'>TÜRKİYE'NİN ÜRETTİĞİ İNSANSIZ UÇAK KARAYEL</title><content type='html'>Türkiye yıllardır İsrail'den aldığı insansız uçakları artık kendisi üretiyor.  Bir Türk şirketi tarafından geliştirilen insansız hava aracı Türkiye'nin savunma  sanayiinde dışa bağımlılığını sona erdirecek.&lt;br /&gt;Vestel Savunma Sanayi A.Ş.'nin geliştirdiği  "KARAYEL" adlı Taktik İnsansız Hava  Aracı yüzde yüz yerli imkanlar kullanılarak yapıldı ve bugüne kadar gerekli  bütün testleri başarıyla geçti. Türkiye'nin özgün gereksinimlerini karşılayacak  en yeni teknolojinin kullanıldığı KARAYEL'i çalıştıracak yazılımları da Türk  mühendisler geliştirdi.&lt;br /&gt;KARAYEL, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın gereksinimlerini karşılamaya yönelik  olarak üretildi. Görevi her türlü askeri istihbarat toplamak olan bu modern  askeri izleme-gözleme sistemi içinde 4 adet insansız uçak 1 adet uçağı uzaktan  kumanda etme-görüntü alma-görüntü işleme birimi ve 1 adet uçak fırlatma  platformu bulunuyor. 10 saat kesintisiz gözlem yapabilen sistemin bütün  modülleri hareketli olduğundan farklı görev bölgelerine kolayca intikal  edebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nasıl Çalışıyor?&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;KARAYEL Taktik İnsansız Hava Aracı Sistemi'nin kullanım amacı "keşif, gözetleme  ve izleme yapmak" olarak tanımlanıyor. KARAYEL'i yöneten yer istasyonundan  150km uzaklığa kadar bütün alanda temin ettiği görüntü ve bilgiler canlı olarak  alınabiliyor. Bu bilgiler yer istasyonundaki bağımsız ünitede incelenip, geri  sarılabilir, kesip-kopyalanabilir ve istenen bir yere aktarılabiliyor. Diğer  yandan uçağın çektiği görüntülerin tamamı ya da bir kısmı ağ üzerinden  paylaşılabiliyor. Bu sayede de başka bir şehirdeki bilgisayarlardan  izlenebiliyor. NATO Standartlarında geliştirilmiş alt yapı sayesinde uçak ve  faydalı yük, uzak bilgisayarlardan kumanda edilebilir.&lt;br /&gt;Tüm bunlara ek olarak uçağın görev yaptığı bölge içerisinde bulunan birliklere  acil olarak bilgilerin gönderilme ihtiyacı doğduğunda bu ihtiyaca yönelik olarak  KARAYEL, 30 km içerisinde sahip olduğu şifreli yayın yapma kabiliyeti sayesinde,  elinde alıcı bulunan kara hava ya da deniz birimlerine (örneğin arazideki bir  askerin kol saati ekranına) ham görüntüyü aktarabiliyor.&lt;br /&gt;Taktik ölçekteki bir İnsansız Hava Aracı, mini sistemlerden farklı olarak, sivil  havacılıkta halen kullanımda olan uçaklara pek çok yönden benziyor. Farklı alt  sistemlerden ve bunların eş güdümlü çalışmasından oluşan üst taktik  sistemlerinin geliştirilmesi, havacılık alanında atılan büyük bir adım olarak  görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir Sonraki Adımda Denizaltında Kullanılacak&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;KARAYEL Taktik İnsansız Hava Aracı Sistemi geliştirilirken sivil havacılık  sektöründe, çağdaş uçakların tasarımında kullanılan geliştirme süreçleri  izlendi. Bu yaklaşımla yürütülen kapsamlı çalışmalar sonucunda, üretimi  tamamlanan uçak her bakımdan sertifikalandırılabilir durumda olacak. Eş zamanlı  olarak geliştirilen çeşitli alt sistemler de ilerde farklı kullanımlar için  tasarlanacak diğer insansız hava, kara, su üstü ve denizaltı araçlarında, sivil  havacılık sanayiinde ve başka savunma uygulamalarında da başarıyla  kullanılabilir durumda olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yüzde 100 Yerli&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;KARAYEL Taktik İnsansız Hava Aracı Sistemi, VESTEL Savunma Sanayi A.Ş.  bünyesinde, Türk mühendisler tarafından, yerli imkan ve kabiliyetlerle  geliştirildi. Sistem, Türkiye'nin özgün gereksinimlerini karşılayacak biçimde ve  en son teknolojik özelliklerle donatılarak geliştirilmekte ve test edildi.&lt;br /&gt;Sistemdeki elektronik aksamlar ve bunların üzerinde koşan yazılımlar, uçağın  yapısal ve aerodinamik tasarımı, otopilotla kumanda, fırlatma-kalkış, paraşütle  hasarsız iniş ve yer kontrol istasyonu sistemlerin geliştirilmesi ve işleyiş  analizleri ve testleri tamamen Türk mühendislerin ürünü. İlk uçakların  geliştirildiği bu süreçte, imal edilen uçak parçalarının ve sistemlerinin analiz  edileceği ve deneneceği çeşitli test sistemleri de eş zamanlı olarak  geliştirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Alıntı: http://www.populerbilim.com.tr/b00.htm&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="style5"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4242959751297416745?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4242959751297416745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/turkiye-insansiz-ucak-uretti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4242959751297416745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4242959751297416745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/turkiye-insansiz-ucak-uretti.html' title='TÜRKİYE&apos;NİN ÜRETTİĞİ İNSANSIZ UÇAK KARAYEL'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-400598045268277391</id><published>2009-01-25T21:11:00.005+02:00</published><updated>2009-01-25T21:53:35.069+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NASIL ÇALIŞIR?'/><title type='text'>CAMDAN ISITICI ARDO</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ekoayrinti.com/images/news/6950.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 274px; height: 203px;" src="http://www.ekoayrinti.com/images/news/6950.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Düzceli Mucit Niyazi Davran, Dolmabahçe Sarayı’nda görüp yeniden hatırladığı ’çinili’ sobalardan esinlendi ve ’cam ile daha sağlıklı, daha tasarruflu’ ısıtma projesi geliştirdi. Daha önce haşerat kovuculara ’metal alaşımlı hoparlör’ üretip patent alan Davran’ın yeni icadı cam ısıtıcılar, piyasaya çıktı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Düzceli Mucit Niyazi Davran, yeni bir teknik geliştirdi ve ’cam ile daha sağlıklı ve daha tasarruflu ısıtmayı’ başardı. 2000 yılında da ses frekans sistemiyle çalışan elektronik haşerat kovuculara özel ’metal alaşımlı hoparlör’ üretip patentini alan Niyazi Davran’ın yeni icadı cam ısıtıcılar, piyasaya çıktı. Tavana ve duvara asılabilen 180 derecelik açıyla tüm yönleri havayı ısıtmadan cisimleri ısıtarak ortamdaki sıcaklığı arttırabilen bu ürünün şu anda piyasada çok yaygın olan Infrared ısıtıcılara ciddi rakip olması ve yüzde yüz Türk üretimi olduğu için de ihracatta başarılı olması bekleniyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;Pazarlama okudum&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bir elektronik şirketin sahibi Niyazi Davran şöyle başlıyor anlatmaya: "1955 Düzce doğumluyum. Orta halli bir esnaf ailenin çocuğuyum. Dedem kundura imalatçısıydı babam da nakliyecilik yapardı. Yüksek okul dahil tüm eğitimimi Düzce’de tamamladım. Pazarlama ön lisans okudum, 1979’da İstanbul’a geldim. İstanbul’da büro makineleri pazarlamacısı olarak işe başladım. Elektronik büro aletleri satıyordum. Bu iş çok sermaye gerektirdiği için bu konuda girişimci olamadım." &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;İşyerlerine ne satarım&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ofis aletleri pazarlarken faks sattığı bir işyerinde hayatında ilk kez elektronik haşere cihazı gördüğünü söyleyen Niyazi Davran, şöyle konuşuyor: "Tesadüfen gördüm ve ’her işyerine bunlardan bir tane satabilirim’ diye düşündüm. Cihazları araştırdım ve gördüm ki büyük bölümü kısa süre sonra bozuluyormuş. Neden bozulduğunu araştırınca ortaya ilginç bir sonuç çıktı. 1998’de araştırmalarım sonucu sorunu buldum. Ses frekanslarını kullanan bu aletler için hoparlör piyasası özel dayanıklı bir hoparlör üretmemiş. Onlar da küçük walkmen kulaklıklarını takıyorlarmış. Bir süre sonra da bu zayıf hoparlör patlıyor ve cihaz bozuluyor. Ayrıca testler de daha çok laboratuvar fareleri üzerinde yapılıyor ama dışardaki fareler bu ses frekansından etkilenmiyordu." &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;Metal alaşımlı hoparlör&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu olgulara ulaşan Niyazi Davran daha güçlü ses frekanslarına da dayanıklı bird hoparlörün işi çözeceğini düşünür ve özel bir hoparlör projesi geliştirir. Davran şöyle konuşuyor: "Özel metal karışımdan hoparlör yaptım, patentini aldım. Bu alaşım tüm frekanslara dayanıyor. Ürüne ’PestGo’ adını verdik. 8 yıldır bu cihazları üretiyoruz ve satıyoruz. Çok başarılı bir ürün oldu ülkenin her köşesine mal sattık ve ilk sattıklarımız bile hálá çalışıyor. Sincap, gelincik, akrep, yılan, fare, sert kabuklu böcekler, zehirli böcekler mekana giremiyor. Alerjik sorunlu çocuklar için çok önemli. Gıda fabrikaları, hastaneler ve büyük kurumlar için de özel projeler yapıyoruz." &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Dolmabahçe Sarayı’nın çinili sobalarını görünce şimşek çaktı &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Niyazi Davran, cam ısıtıcı projesinin nasıl ortaya çıktığını da şöyle anlatıyor: "Dolmabahçe Sarayı’na haşere cihazımız için davet edildik. Eski ahşap ve kağıt ürünler nedeniyle böcekler, bit, pire üreme sorunu büyük. Alt katları gezerken eski ofisleri inceledik ve ben çini sobaları gördüm. Küçükken bizde de vardı ama unutmuşum. Orada biri bana ’bu çini sobalar hem el yakmaz hem de çok iyi ısıtır’ dedi. Gördrüm ki sobanın dışındaki çininin üzerinde sırlama var. Bu cam gibi düz yüzey sobanın ürettiği ısının daha sağlıklı ve kaliteli yayılmasını sağlıyor. Bunun üzerine biz de ’camı ısıtalım’ dedik."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynak: http://www.duzcemanset.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=84478&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-400598045268277391?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/400598045268277391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/camdan-isitici-ardo.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/400598045268277391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/400598045268277391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/camdan-isitici-ardo.html' title='CAMDAN ISITICI ARDO'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-3551799000304372513</id><published>2009-01-22T02:59:00.016+02:00</published><updated>2009-02-21T21:20:23.850+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>SPERM VE YUMURTANIN DÖLLENMESİ</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="344"&gt;Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/TO0ldZM3itA&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/TO0ldZM3itA&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sperm hücresinin olgunlaşmış yumurtayı delerek yumurta ile birleşmesine döllenme adı verilir. Döllenme şansını arttırabilmek için erkek &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SaBT0jGqBGI/AAAAAAAAANk/2AGwK668mbo/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 138px; height: 112px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SaBT0jGqBGI/AAAAAAAAANk/2AGwK668mbo/s200/images.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305332523283907682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;üreme organları milyonlarca sayıdaki spermi rahmin &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SaBTg4SN-8I/AAAAAAAAANc/9DmG8Dk05XU/s1600-h/images.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 104px; height: 127px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SaBTg4SN-8I/AAAAAAAAANc/9DmG8Dk05XU/s200/images.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305332185372163010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;içine bırakır. Ancak yumurtanın çevresine gelen bu milyonlarca spermden yalnızca bir tanesi döllenme için olgunlaşmış yumurtayı döller. Bu sperm yumurta zarını delerek içeri girer. Sperm hücresinin yalnızca baş ve boyun kısmı yumurtanın içine girer, kuyruk kısmı ise açıkta kalır. Spermin içeriye girmesinden hemen sonra, yumurtanın dışındaki zar hemen kalınlaşarak içeriye başka spermlerin girmesini engeller. Böylece döllenme olayı tamamlanmış olur ve yumurta bölünerek canlıyı oluşturmaya başlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-3551799000304372513?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/3551799000304372513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/sperm-ve-yumurtanin-dllenmesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3551799000304372513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3551799000304372513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/sperm-ve-yumurtanin-dllenmesi.html' title='SPERM VE YUMURTANIN DÖLLENMESİ'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SaBT0jGqBGI/AAAAAAAAANk/2AGwK668mbo/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-5073475988392980175</id><published>2009-01-22T02:53:00.006+02:00</published><updated>2009-02-21T23:32:02.642+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>ÇİÇEKLER VE TOZLAŞMA</title><content type='html'>Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/L3rhaZw8gAI&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/L3rhaZw8gAI&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Erkek organların başındaki topuzlu başçığın içindeki iki kese çiçek tozu adı verilen sarı ya da kırmızı renkli bir  tozla doludur. Çiçeğin dişi organı ise biçin &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:x9l84i0m9ZtihM:http://www.ansiklopedim.com/biyoloji/bitkilerdeureme_dosyalar/image002.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 237px; height: 183px;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:x9l84i0m9ZtihM:http://www.ansiklopedim.com/biyoloji/bitkilerdeureme_dosyalar/image002.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bakımından bir sürahiyi andırır. Bu sürahinin şişkin olan tarafına yumurtalık adı verilir. Bir çiçeğin döllenmesi erkek ve dişi hücrelerinin birleşerek, çoğalma yeteneği olan yeni bir hücre oluşturmasıdır. Bu yüzden, çiçek tozunun dişi organın tepeciğine konması gerekir. Bu iş ya rüzgârın ya da böceklerin yardımı ile olur. Ancak rüzgârla uçuşan çiçek tozu, böceğin(arının) dişi üreme organın üzerine konması ihtimalinden daha fazla değildir.  Bu gibi bitkilerin çiçek tozları çok satıda olur. Söz gelimi bir çam ormanında havayı kaplayacak kadar yoğun bir sarı toz bulutu oluşturan çiçek tozları, çamların kolayca döllenmesini sağlar. Bu tür tozlaşma daha çok açık tohumlularda ve taç yaprağı olmayan bitkilerde görülür. Bitkilerin büyük bir kısmının ise döllenmesini böcekler sağlar. Böceklerin ayaklarına yapışan çiçek tozları, böylece bir çiçekten bir diğerine kolayca geçmiş olur. Dişi organın tepeciğine konan çiçek tozları bir boru meydana getirerek, yumurtalığın deliğine kadar uzanır. Burada yumurta hücresi ile birleşerek döllenmiş yumurtayı meydana getirirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-5073475988392980175?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/5073475988392980175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/iekler-ve-tozlama.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5073475988392980175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5073475988392980175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/iekler-ve-tozlama.html' title='ÇİÇEKLER VE TOZLAŞMA'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-5406395669787093558</id><published>2009-01-22T02:37:00.005+02:00</published><updated>2009-01-22T13:28:51.409+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><title type='text'>HÜCRE BÖLÜNMESİ</title><content type='html'>Eğer konuyla ilgili video'yu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/eoosc5ZgNVU&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/eoosc5ZgNVU&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-5406395669787093558?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/5406395669787093558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/hcre-blnmesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5406395669787093558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5406395669787093558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/hcre-blnmesi.html' title='HÜCRE BÖLÜNMESİ'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4356050524337893799</id><published>2009-01-21T15:49:00.031+02:00</published><updated>2009-02-16T00:10:49.401+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DENEYLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLİM ADAMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TÜRKÇE'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KENDİMİZ YAPALIM'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLGİSAYAR VE İNTERNET'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NASIL ÇALIŞIR?'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>YOUTUBE GİBİ YASAKLI SİTELERE GİRMENİN EN KOLAY VE EN TEMİZ(REKLAMSIZ) YOLU</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:GPqQ-YkN1ujW5M:http://www.bloggertr.com/wp-content/uploads/IE.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 63px; height: 45px;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:GPqQ-YkN1ujW5M:http://www.bloggertr.com/wp-content/uploads/IE.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İNTERNET EXPLORER İLE:&lt;br /&gt;1.Adım: &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Programı çalıştırdıktan sonra açılan pencerenin üst tarafındaki menüden araçlar sekmesini tıklayalım. oradan da "internet seçenekleri"ni seçelim. Yeni bir &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SZiQ7WAtA_I/AAAAAAAAANM/paFgnLvw9Lc/s1600-h/ads%C4%B1z2.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SZiQ7WAtA_I/AAAAAAAAANM/paFgnLvw9Lc/s200/ads%C4%B1z2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303147910423970802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span&gt;pencere açılacak. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Adım:&lt;/span&gt;Bu açılan &lt;/span&gt;&lt;span&gt;pencereden "bağlantılar" sekmesine tıklayalım buradan alt tarftaki "yerel ağ ayarları"na girelim.&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SZiPTz7UzOI/AAAAAAAAANE/f2ihr-gPE8A/s1600-h/ads%C4%B1z.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 215px; height: 160px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SZiPTz7UzOI/AAAAAAAAANE/f2ihr-gPE8A/s200/ads%C4%B1z.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303146131748080866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Adım: &lt;/span&gt;Yerel ağ ayarlarına girdikten sonra &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SZiSYuNIQ1I/AAAAAAAAANU/qWDFNgMkWyY/s1600-h/ads%C4%B1z3.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SZiSYuNIQ1I/AAAAAAAAANU/qWDFNgMkWyY/s200/ads%C4%B1z3.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5303149514646373202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span&gt;tekrar açılan penceredeki "Otomatik yapılandırma komut dosyası kullan" seçeneğini işaretliyoruz ve yanındaki kutuya da "&lt;/span&gt;http://pac.byterelay.com/" yazıp "tamam" butonlarına basarak pencereleri kapatıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık youtube'a sadece "www.youtube.com" yazarak hiç bir reklamlı siteyle uğraşmadan girebilirsiniz. Bunun yanında sitemizdeki videoları da rahatlıkla izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tbn2.google.com/images?q=tbn:GWfuDa69gK7YeM:http://nitrojenoksijendegildir.890m.com/wp-content/uploads/2008/07/firefox-3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 38px; height: 38px;" src="http://tbn2.google.com/images?q=tbn:GWfuDa69gK7YeM:http://nitrojenoksijendegildir.890m.com/wp-content/uploads/2008/07/firefox-3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;FİREFOX İLE:&lt;br /&gt;1. Adım:&lt;/span&gt; Programı çalıştırdıktan sonra açılan pencerede adres çubuğunun üstündeki menüden araçlar sekmesini ve seçenekleri seçelim.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXdY2GeLikI/AAAAAAAAALA/Y0FfXtYR1wE/s1600-h/firefox+ara%C3%A7lar.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 278px; height: 208px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXdY2GeLikI/AAAAAAAAALA/Y0FfXtYR1wE/s400/firefox+ara%C3%A7lar.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293797573470685762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Adım:&lt;/span&gt; karşımıza çıkan seçenekler den" gelişmiş" sekmesini oradan da "ağ " sekmesini seçelim.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXdZsDAK1zI/AAAAAAAAALI/8Fd0Xyo-B44/s1600-h/firefox+geli%C5%9Fmi%C5%9F.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 308px; height: 231px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXdZsDAK1zI/AAAAAAAAALI/8Fd0Xyo-B44/s400/firefox+geli%C5%9Fmi%C5%9F.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293798500252440370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Adım: &lt;/span&gt;karşımıza çıkan pencereden ayarlar butonuna tıklayalım ve Bağlantı ayarlarını "Otomatik vekil sunucu ayarları(URL): " olarak seçelim ve bu kısma "http://pac.byterelay.com/" yazıp önümüzdeki pencereleri tamam tamam diyerek kapatıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXeo8zNhOtI/AAAAAAAAALQ/OXmbXBrpW4I/s1600-h/firefox+ba%C4%9Flant%C4%B1.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 319px; height: 239px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXeo8zNhOtI/AAAAAAAAALQ/OXmbXBrpW4I/s400/firefox+ba%C4%9Flant%C4%B1.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293885649489836754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                                                                                                 &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                                                          4. Adım: &lt;/span&gt;Artık adres çubuğuna "www.youtube.com" yazarak girmeye hazırız bunun yanında blog sayfamızdaki videolu kısımları da rahatça açabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXeqcenOKjI/AAAAAAAAALY/TYKj11qapkQ/s1600-h/fotosentez.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 328px; height: 180px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXeqcenOKjI/AAAAAAAAALY/TYKj11qapkQ/s400/fotosentez.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293887293227936306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXew87--RvI/AAAAAAAAALg/1c0PO7nXp0c/s1600-h/youtube.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 342px; height: 254px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SXew87--RvI/AAAAAAAAALg/1c0PO7nXp0c/s400/youtube.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293894447937767154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4356050524337893799?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4356050524337893799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4356050524337893799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4356050524337893799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html' title='YOUTUBE GİBİ YASAKLI SİTELERE GİRMENİN EN KOLAY VE EN TEMİZ(REKLAMSIZ) YOLU'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_GeBN8OkKgBY/SZiQ7WAtA_I/AAAAAAAAANM/paFgnLvw9Lc/s72-c/ads%C4%B1z2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4458618597000688176</id><published>2008-01-23T21:09:00.001+02:00</published><updated>2009-01-22T13:32:49.364+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NASIL ÇALIŞIR?'/><title type='text'>FOTOĞRAF MAKİNESİ NASIL ÇALIŞIR?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R5eSNi-54TI/AAAAAAAAAG4/jiYImAOM0bM/s1600-h/FOTO%C4%9ERAF+MAK%C4%B0NASI.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 256px; height: 126px;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R5eSNi-54TI/AAAAAAAAAG4/jiYImAOM0bM/s320/FOTO%C4%9ERAF+MAK%C4%B0NASI.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5158752659602792754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf, belgelenmek istenen objeden yansıyan ışığın duyarlı yüzey üstüne düşmesi ve duyar kat üstünde sabitlenmesi işidir. Fotoğraf makinesinde, belgelenmek istenen objeden yansıyan ışık; objektifte ulaşır ve odaklanır,sonra,hemen objektifin içindeki bulunan ve adına diyafram denen diske ulaşır. Bu diskin amacı;gelen ışığın şiddetinin ayarlanabilmesidir. Bu işi ise ortasında bulunan ve kullanıcı tarafından ayarlanabilen bir delik sayesinde yapar. Ojektifte toplanan ve odaklanan ışık diyaframdan geçerek örtücüye ulaşır. Örtücü pere çekim sırasında önceden seçilen birsüre boyunca açık kalarak, ışığın film üzerine düşmesini sağlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4458618597000688176?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4458618597000688176/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2008/01/fotoraf-makinesi-nasil-aliir.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4458618597000688176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4458618597000688176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2008/01/fotoraf-makinesi-nasil-aliir.html' title='FOTOĞRAF MAKİNESİ NASIL ÇALIŞIR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R5eSNi-54TI/AAAAAAAAAG4/jiYImAOM0bM/s72-c/FOTO%C4%9ERAF+MAK%C4%B0NASI.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-2708892639973348663</id><published>2007-12-15T22:33:00.001+02:00</published><updated>2009-01-22T13:33:33.239+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>GÖK KUŞAĞI NASIL OLUŞUR?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q6iexhNvI/AAAAAAAAAGo/c-LF4vkfU5E/s1600-h/g%C3%B6k+ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1+2.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q6iexhNvI/AAAAAAAAAGo/c-LF4vkfU5E/s320/g%C3%B6k+ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1+2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144301038414673650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Gökkuşağı, güneş ışınlarının yağmur damlalarında veya sis bulutlarında yansıması ve kırılmasıyla meydana gelen ve ışık tayfı renklerinin bir yay şeklinde göründüğü meteorolojik bir olaydır. Bu olayda havadaki su damlacıkları prizma görevi görmüş olurlar. Gökkuşağında görülen yedi renk; kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mordur.Tipik bir gök kuşağı kırmızı, turuncu, yeşil, mavi ve mor renklerinden meydana gelen bir renk sır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;asına sahip bir veya daha fazla aynı merkezli arklardan ibarettir. En çok rastlanan çeşidi ilkel (birinci) gökkuşağıdır. Bu çeşidin merkez açısı 42° civarındadır ve kırmızı renk dış tarafa, mor renk iç tarafa isabet eder. Bazen ışığı daha zayıf merkez açısı 50° civarında olan tali (ikinci) gökkuşağına da rastlanır. Bunda renk dizilişi diğerinin tersidir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bunların haricinde sadece dar kırmızı veya kırmızı-yeşil renk bantlarından müteşekkil küçük kuşaklar da görülür ve bunlar birinci gökkuşaklarının iç tarafında ve ikincilerin dış tarafında bulunurlar.&lt;/span&gt;  &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q6puxhNwI/AAAAAAAAAGw/3qKED6Xj4Sw/s1600-h/g%C3%B6k+ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1+1.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q6puxhNwI/AAAAAAAAAGw/3qKED6Xj4Sw/s320/g%C3%B6k+ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1+1.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144301162968725250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Gökkuşakları; ışık ı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;şınlarının yağmur damlaları ve sis tanecikleri tarafından kırılması, yansıtılması ve dağıtılması ile mey&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;dan&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;a gelir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; Büyük damlaların meydana getirdiği kuşaklar en parlak ve renk ayrılması en belirgin olanlarıdır. Küçük yağmur damlalarının meydana getirdiği kuşaklar is&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;e daha zayıf ve daha geniş olurlar. Bunun en tipik örneği sis kuşağı olarak da isimlendirilen ve sis bulutu veya buğusu tarafından meydana getirilen beyaz kuşaklardır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-2708892639973348663?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/2708892639973348663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/gk-kuai-nasil-oluur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/2708892639973348663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/2708892639973348663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/gk-kuai-nasil-oluur.html' title='GÖK KUŞAĞI NASIL OLUŞUR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q6iexhNvI/AAAAAAAAAGo/c-LF4vkfU5E/s72-c/g%C3%B6k+ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1+2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-1304625577145457131</id><published>2007-12-15T21:55:00.001+02:00</published><updated>2007-12-15T21:57:58.203+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLİM ADAMLARI'/><title type='text'>GALİLEO GALİLEİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Qxm-xhNsI/AAAAAAAAAGQ/qttXxPjXEUg/s1600-h/galilei.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 112px; height: 127px;" src="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Qxm-xhNsI/AAAAAAAAAGQ/qttXxPjXEUg/s320/galilei.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144291220119434946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Modern fiziğin ve teleskobik astronominin kurucularından olan İtalyan bilim adamı.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;1564'te İtalya'nın Pisa şehrinde doğdu. Dönemi­nin tanınmış müzikçilerinden Vincenzo Galile­i'nin oğlu olan Galileo, ilk tahsilini Floransa'da yaptı. 1581'de Pisa Üniversitesinde tıp tahsiline başladı, ancak parasızlıktan okulu terk etti. 1583'ten itibaren matematiğe ilgi duyan Galileo, bu konudaki çalışmaları sayesinde 1589'da Pisa'da profesörlük elde etti.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sarkacın, yüzen cisimlerin ve hareketin Aristo fiziğinden farklı bir düşünceyle matematiksel olarak ele alınması gerektiğine inanan Galileo, Pisa Kulesinden ağırlık düşürerek Aristo'nun yanlışlığını açıkça gösterdi. Bu davranışı yaşlı profesörlerle anlaşmazlığa düşmesine sebep oldu. 1592'de Pisa'yı terk ederek, Padova Üniversitesi matematik kürsüsüne geldi.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;1597'de pratikte çok faydası olan pusulayı ticari olarak piyasaya arz etti. 1600 senesinden hemen sonra ilkel bir termometre, insan kalp atışının ölçümünde kullanılmak üzere bir sarkaç ve 1604'te serbest düşüşün matematik kanunlarını keşfetti. Ancak düzgün ivmeli hareket kavramı hatalıydı. 1609'da Hollanda'da teleskopun bulunduğunu işitti. Kendisi daha ileri bir alet yaparak bunu astronomi gözlemlerinde kullandı. 1610'da aydaki dağlar, yıldız kümeleri ve Samanyolu üzerine ilk tespitlerini yayınladı. Bu arada Jüpiter'in dört uydusunun varlığını bildirdi. Bu kitabı çok ilgi uyandırdı ve Floransa'da saray matematikçisi olmasını sağladı. Hemen sonra Venüs gezegeninin devreleri ve Satürn’ün şekli hakkında bilgi verirken, astronomideki Ptolemy (Batlamyus) sistemini tartıştı.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;1611'de Roma'ya gitti ve oradaki Bilim Akademisi'ne üye seçildi. Floransa'ya dönüşünde hidrostatik üzerine pek çok profesörün itirazına sebep olan kitabı ile 1613'te güneş lekeleri üzerine yazdığı eserini yayınladı. Bu eserinde Kopernik sistemini açık bir şekilde müdafaa etti. Bundan dolayı papazların ağır hücumuna uğradı. 1615'te bizzat Roma'ya giderek iddiasını müdafaa etti. Ancak 1616'da Papa Beşinci Paul tarafından kitaplarını tetkik için bir komisyon kuruldu. Bu komisyon Galileo'nun kitaplarını yasaklamadı. Sadece dünyanın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istedi.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Galileo, bir müddet bilimin pratik yönüne döndü, mikroskobu geliştirdi. Ancak 1618'de üç kuyruklu yıldızın görülmesiyle kiliseyle münakaşaya girdi. Arkadaşının Sekizinci Urban olarak Papa seçilmesinden cesaret alarak yazdığı "İki Kainat Sistemi Üzerine Konuşmalar" adlı eserini 1632'de yayınladı. Ancak kitabı daha önce yapılan uyarılarla çeliştiği söylentilerine rağmen Roma’da mahkemeye çağrıldı. 1633'te bu kitap yasaklandı ve Kutsal Engizisyon'ca müebbet hapse mahkum edildi. Cezası kendi evinde göz hapsine çevrildi. Yetmiş yaşında hapsedilen Galileo kör oldu ve 1642 yılında öldü.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-1304625577145457131?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/1304625577145457131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/galileo-galilei.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1304625577145457131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1304625577145457131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/galileo-galilei.html' title='GALİLEO GALİLEİ'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Qxm-xhNsI/AAAAAAAAAGQ/qttXxPjXEUg/s72-c/galilei.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-3752852286679309675</id><published>2007-12-15T20:24:00.002+02:00</published><updated>2009-01-22T13:34:19.502+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NASIL ÇALIŞIR?'/><title type='text'>TELESKOP NASIL ÇALIŞIR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q1KexhNtI/AAAAAAAAAGY/IkN0cIuVe3M/s1600-h/teleskop.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 97px; height: 160px;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q1KexhNtI/AAAAAAAAAGY/IkN0cIuVe3M/s320/teleskop.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144295128539674322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Teleskop yunanca “tele(uzak)” ve “skopein(bakmak)” anlamına gelen kelimelerin birleşmesiyle oluşmuştur. Teleskop bildiğimiz gibi çok uzaklardaki görüntüleri izleyebilmemizi sağlayan bir alettir. Uzaydaki cisimlerden yansıyarak veya doğrudan doğruya gelen, gözle görülen ışık, ültraviyole ışınlar, kızılötesi ışınlar, röntgen ışınları, radyo dalgaları gibi her türlü elektromanyetik yayınlar kâinat hakkında bilgi topl&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;amak için çok lüzumlu delillerdir. Bu deliller ya klasik manada optik teleskoplarla veya çok daha modern radyo teleskoplarla incelenir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Tele&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;skop, bir tüpün içine objektif, oküler merceklerin yerleşt&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;irilmesiyle oluşturulur. Objektif cinsine göre iki tür teleskop vardır. Uzaydan gelen ışıklar teleskop içinde bir aynaya çarpıp, prizmadan geçtikten sonra göze geliyorsa bu türe yansımalı teleskop denir. Uzaydan gelen ışıklar merceklerden doğrudan geçip göze geliyorsa bu türe de kırılmalı teleskop adı verilir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Teleskopun gücü, topladığı ışık miktarıyla orantılıdır. Teleskopun objektif çapı büyüdükçe ışık toplama kabiliyeti artar. Mesela, 50 mm çaplı bir teleskop 5 mm çaplı gözbebeğine oranla (50/5&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;)² veya 100 kat daha çok ışık toplar. &lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kaliforniya'daki Palomar Dağında bulunan Hale Teleskopu objektif çapı 5 metredir. Bu teleskop göze nazaran bir milyon kat ışık toplar. Teleskopun ışık toplama gücüyle büyütme gücü farklıdır. Teleskopun büyütmesi teleskop odak uzaklığının oküler odak uzaklığına &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;oranıdır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Gök&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; cismini inceleyen teleskopun dünya dönüşünü takip edecek yukarı aşağı ve yana hareket etmesi için takip düzenleri vardır. Hareketlerin çok hassas olması gerekir. Atmosfer etkilerinin de hesaba katılarak teleskop konumuna hareket verilir. Teleskop hareketleri modern teleskoplarda elektronik devreler ve bilgisayar yardımıyla yürütülür.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Radyo teleskoplar yapı olarak optik teleskoplara benzer. Uzaydan gelen elektrom&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;anyetik yayınları alabilmek için 100 metre çapında antenler kullanılır. Anten, ışığın ayna vasıtasıyle odaklanması biçiminde elektromanyetik yayını, odakları ve çok hassas rad&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;yo alıcılarında yükseltilerek incelenmesine imkan tanır.&lt;/span&gt; &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q1YexhNuI/AAAAAAAAAGg/BcWOPoZPm3o/s1600-h/teleskop+2.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q1YexhNuI/AAAAAAAAAGg/BcWOPoZPm3o/s320/teleskop+2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144295369057842914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Cassegrain Teleskobu&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;1983 sonlarında uzay ilim adamları uzun mesafeleri daha hassas &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;görebilmek gayesiyle çok maksatlı uzay teleskopunu dünya etrafındaki yörüngesine oturttular. Uzay teleskopu, ışığı toparlayan 2,4 metre boyunda Cassegrain reflektörü yardımıyla ultraviol&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;e astronomisinde çığır açmıştır.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Uzay teleskopunun faaliyete geçmesiyle:&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;•    Gözlemler yer yü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;zeyinden 500 km yükseklikten gece-gündüz devam eder.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;•    Atmosferin yuttuğu bazı elektromanyetik radyasyonlarla ultraviole ve infraruj ışınların bir kısmı tespit edilir. Yer yüzünden en yüksek dağ tepesinden dahi bu radyasyonlar kaydedi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;lmemektedir.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;•    Atmosferin özelliği dolayısıyle cisimlere ait görüntülerin birbirine etkisi ortadan kalkar. Böylece küçük bir cisimden gelen ışığın teferruatlı incelenmesi mümkün olur.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-3752852286679309675?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/3752852286679309675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/teleskop-nasil-aliir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3752852286679309675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3752852286679309675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/teleskop-nasil-aliir.html' title='TELESKOP NASIL ÇALIŞIR'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Q1KexhNtI/AAAAAAAAAGY/IkN0cIuVe3M/s72-c/teleskop.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-2096820441852825152</id><published>2007-12-15T02:05:00.002+02:00</published><updated>2009-01-22T13:36:50.234+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NASIL ÇALIŞIR?'/><title type='text'>MİKRODALGA FIRIN NASIL ÇALIŞIR?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Mc7exhNrI/AAAAAAAAAGI/-SxTQLT2GAE/s1600-h/mikrodalga.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 149px; height: 100px;" src="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Mc7exhNrI/AAAAAAAAAGI/-SxTQLT2GAE/s320/mikrodalga.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143987007585859250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;Çoğumuz mikrodalga fırınların ne kadar hızlı pişirdiğini duymuştur. Peki, sizin evinizdeki fırın niye bu kadar hızlı pişirmiyor? Acaba ısı derecesini sonuna kadar getirirseniz mikrodalga fırın kadar hızlı pişirebilir mi? Hayır pişiremez. Acaba mikrodalga fırınlar klasik fırınların tahtına göz mü dikiyorlar?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;a href="http://www.soylenasil.com/bilim/mikrofirinpr.htm"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mikrodalga Nedir?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;Aslında mikrodalgalar evimizin içine kadar girmiş durumda. Onları göremiyorsunuz ama onlar sayesinde radyo dinliyorsunuz , televizyon seyrediyorsunuz, cep telefonu ile konuşuyorsunuz ve yemeklerinizi pişirebiliyorsunuz. Mikrodalgalar ışık hızında hareket eden, çok kısa dalga boyuna sahip elektromagnetik bir enerjidir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nasıl Çalışır?&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;Mikrodalga fırınlar elektrik enerjisiyle çalışır. Fırının bu elektrik enerjisini mikrodalga enerjisine dönüştürmesi ise bir magnetron ile olur. Magnetron 2450 MHz frekansında mikrodalgalar üretir. Bu mikrodalgalar, dalga kılavuzu vasıtasıyla fırının içine ulaşırlar. Bu noktada mikrodalgaların birkaç karakteristik özelliğinden bahsetmek istiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Mikrodalgalar, tıpkı güneş ışığının camdan nasıl geçiyorsa cam, porselen, kağıt ve plastik gibi çoğu maddelerin içinden geçebilirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Mikrodalgalar, duvara çarpan bir topun geri dönmesi gibi, metallerden yansıyıp geri dönerler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Mikrodalgalar maddelerin içine nüfuz ederler ve özellikle yiyecekler tarafından emilirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Bu bilgilerden sonra kaldığımız yerden devam edebiliriz. En son mikrodalgalar fırının içine ulaşmıştı. Bu mikrodalgalar pişirmek istediğimiz yiyecek tarafından emilirler. Saniyede 2,45 milyar kez titreşen mikrodalgalar yiyeceğin içine girdiklerinde, su moleküllerinde bir titreşim oluştururlar. Mikrodalgaların polaritesi (kutupsallık) her değiştiğinde (+) ve (-) yüklerle yüklü su molekülleri bir ileri bir geri saniyede 4,9 milyar kez titreşirler. Bu yüksek hızdaki titreşmeden dolayı birbirine sürtünen su molekülleri ısı enerjisini açığa çıkarırlar. Bu ısıyla ise yiyecek pişmiş olur. İçinde daha fazla su molekülü olan yiyecekler daha hızlı pişerler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Klasik fırınlarda olduğu gibi mikrodalga fırınlarda ortam ve yiyecek kapları ısınmazlar. Yalnızca yiyecekler ısınır ve pişerler. Pişirme süresi ise çok daha kısadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En Çok Sorulan Sorular&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;Çelik tenceremle mikrodalga fırında yemek pişirebilir miyim?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Hayır, çünkü mikrodalga ışınlar metal malzemelerden yansırlar, içlerinden geçemezler. Ama cam, seramik, plastik ve hatta kağıt kapta bile yemeğinizi pişirebilirsiniz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mikrodalga ışınlar zararlı radyasyon yayar mı?&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Mikrodalga ışınlar iyonize olamayanlar grubuna dahildir. Madde ve canlı hücrelerin yapısını değiştirmezler ve radyoaktif olarak zarar veremezler. Fakat X ve Gama ışınları gibi iyonize olanlar grubundakiler, maddenin ve hücrenin yapısını değiştirirler ve zararlı olabilirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Mikrodalga fırına çalışırken elimi soksam ne olur?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Sakın böyle bir şey denemeyin. Mikrodalga fırınınızda sadece yemek pişirin. Eğer elinizi çalışırken sokmaya kalkarsanız o da pişer.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Mikro dalga fırında pişen yemek zararlı mıdır?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Hayır değildir. Mikrodalga fırınlar elektrik enerjisini, mikrodalga enerjisine; mikrodalga enerjisini de ısı enerjisine çevirir. Fırından çıkan yemekte radyasyon falan yoktur, afiyetle yiyebilirsiniz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Mikrodalga fırının içini kapaktan bakınca görüyorum. Peki mikrodalga ışınlar buradan ışık gibi dışarı sızmıyor mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Mikrodalgalar kapakta bulunan metalin üstündeki ufak deliklerden dışarı çıkamazlar. Çünkü mikrodalganın fiziki karakteristikleri buna uygun değildir. Dalgaların frekansı (saniyedeki titreşim sayısı) ile dalga boyu arasında şu ilişki vardır: Yüksek frekans kısa dalga boyu, alçak frekans uzun dalga boyu demektir. Bunu terside doğrudur. Kapakta bulunan ufak delikler ışık dalgalarının geçmesine izin verirler ve fırının içini görürüz. Çünkü ışığın dalga frekansı son derece yüksektir, dolayısıyla dalga boyu da çok küçüktür. Dalga boyunun çok küçük olması kapaktaki deliklerden geçmesine müsaade eder. Mikrodalgaların ise frekansı düşüktür ve dalga boyu daha uzundur. Bu yüksek dalga boyuyla kapaktaki ufak deliklerden geçemezler ve içeri tekrar geri yansırlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:12;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tarihçe&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;1946 yılında radarla ilgili bir araştırma projesinde Dr. Percy Spencer da görevliymiş. Dr. Spencer magnetron denilen vakum tüpü üzerinde çalışırken cebindeki çikolataların eridiğini farketmiş ve şaşırmış. Sonra bir deney yapmış. Mısır tanelerini magnetronun yanına koymuş ve görmüş ki mısırlar patlamış, her tarafa saçılmış. Sonra çiğ bir yumurtayı koymuş magnetronun yanına. Arkadaşları ile ne olacağını beklerken yumurtanın piştiğini ve patladığını görmüşler. Dr. Spencer kendi kendine sormuş: Yumurtayı bile pişiren bu mikrodalga enerji yemekleri de pişiremez mi? İşte mikrodalga fırınlar üstündeki ilk çalışmalar bu tesadüf sonucu başlamıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tavsiyeler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;- Çalışan bir mikrodalga fırından en az bir kol mesafesi kadar uzakta durunuz ve yüzünüzü yemek pişmiş mi diye fırına yaklaştırmayın&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Fırın boşken çalıştırmayın&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Kapak kapanmıyor veya hasar görmüşse fırını çalıştırmayın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Fırının içini sık olarak temizleyin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Yemek pişirirken metal kap kullanmayın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;- Kalın kabuklu yiyecekler pişince içinde buhar kalır ve kabuk çatlayınca dışarı buhar fışkırır. O yüzden dikkatli olun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-2096820441852825152?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/2096820441852825152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/mikrodalga-firin-nasil-aliir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/2096820441852825152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/2096820441852825152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/mikrodalga-firin-nasil-aliir.html' title='MİKRODALGA FIRIN NASIL ÇALIŞIR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2Mc7exhNrI/AAAAAAAAAGI/-SxTQLT2GAE/s72-c/mikrodalga.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-6799013207275470114</id><published>2007-12-14T00:12:00.002+02:00</published><updated>2009-01-22T13:40:59.985+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>ÇAMAŞIRLAR NASIL DAHA HIZLI KURUR?</title><content type='html'>&lt;a style="font-weight: bold;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2GusGIAMtI/AAAAAAAAAGA/04tFubfpI3Q/s1600-h/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 99px;" src="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2GusGIAMtI/AAAAAAAAAGA/04tFubfpI3Q/s320/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143584322015474386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Çamaşırları daha hızlı kurutmak deyince çoğumuzun aklına sıcak bir ortam gelir ancak sıcak ortam olmazsa ne olabilir diye düşünürsek cevap, rüzgârlı bir ortamdır. Evet, çamaşırlar rüzgârlı ortamlarda daha hızlı kururlar çünkü rüzgâr havanın(gaz madde) hareket etmesi demektir ve gaz maddeler hareket edince yani hızları arttıkça basınçları azalır. Bu yüzden de çamaşırların içindeki suyun üzerindeki basınç azalmış olur ve suyun daha kolay buharlaşmasını sağlar. Böylece çamaşırlar rüzgârsız havalara göre daha kolay kurumuş olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-6799013207275470114?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/6799013207275470114/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/amairlar-nasil-daha-hizli-kurur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6799013207275470114'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6799013207275470114'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/12/amairlar-nasil-daha-hizli-kurur.html' title='ÇAMAŞIRLAR NASIL DAHA HIZLI KURUR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/R2GusGIAMtI/AAAAAAAAAGA/04tFubfpI3Q/s72-c/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-8626713133620744762</id><published>2007-11-18T01:36:00.000+02:00</published><updated>2007-11-18T02:07:27.841+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TÜRKÇE'/><title type='text'>İNTERNETTE YAZI YAZARKEN E-POSTA GÖNDERİRKEN, YORUM YAZARKEN</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Türkçe, Türkçe Yazılır. MSN Türkçesiyle Değil!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Türkçe yazanlar için hatırlatmalar;&lt;br /&gt;* Cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter.&lt;br /&gt;* Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar.&lt;br /&gt;* “gelcem, gitcem, gidiyom” denmez “geleceğim, gideceğim, gidiyorum” denir.&lt;br /&gt;* “Herkez” denmez “herkes” denir.&lt;br /&gt;* “Yaaaa” çok laubali bir sözdür.&lt;br /&gt;* “bU şEkiLDE” yazmak sadece okuyanı yorar.&lt;br /&gt;* “Yanlız” değil “Yalnız” denir.&lt;br /&gt;* “ğ” harfi “g” şeklinde yazılamaz.&lt;br /&gt;* “Dahi” anlamındaki “de” ayrı yazılır. Yani “Bende, sende” denmez, “Ben de, sen de” denir.&lt;br /&gt;* “Geldimi?” yazılmaz “Geldi mi?” yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. “OKmi?” değil, “Tamam mı?” denir.&lt;br /&gt;* “ahmet, belgin, duru” denmez. “Ahmet, Belgin, Duru” denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır.&lt;br /&gt;* “ki” eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır.&lt;br /&gt;* “v” yerine “w” yazılmaz…&lt;br /&gt;… &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesi’yle değil. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-8626713133620744762?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/8626713133620744762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/internette-yazi-yazarken-e-posta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/8626713133620744762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/8626713133620744762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/internette-yazi-yazarken-e-posta.html' title='İNTERNETTE YAZI YAZARKEN E-POSTA GÖNDERİRKEN, YORUM YAZARKEN'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-5005903233206212672</id><published>2007-11-14T21:29:00.000+02:00</published><updated>2007-11-17T23:32:38.598+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><title type='text'>TÜRK BİLİM ADAMLARINDAN ALTERNATİF IŞIK KAYNAĞI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RztPEt9TwhI/AAAAAAAAAFw/D1c6wsPL9dM/s1600-h/alternatif+%C4%B1%C5%9F%C4%B1k+ara%C5%9Ft%C4%B1rmac%C4%B1lar.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 139px; height: 131px;" src="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RztPEt9TwhI/AAAAAAAAAFw/D1c6wsPL9dM/s320/alternatif+%C4%B1%C5%9F%C4%B1k+ara%C5%9Ft%C4%B1rmac%C4%B1lar.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5132783142793626130" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türk araştırmacılar, &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html"&gt;Edison&lt;/a&gt;’un icat ettiği ampule alternatif &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/nanoteknoloji_11.html"&gt;nanoteknoloji&lt;/a&gt; ürünü ışık kaynağı üretti. Buluşla &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html"&gt;Edison&lt;/a&gt;’un ampullerinin yüzyıl sonra değişime uğrayacağı iddia edildi…&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt; Türk araştırmacılar, &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html"&gt;Edison&lt;/a&gt;’un icat ettiği ampule alternatif &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/nanoteknoloji_11.html"&gt;nanoteknoloji &lt;/a&gt;ürünü ışık kaynağı üretti.&lt;br /&gt;Bilkent Üniversitesinden araştırmacılar, geliştirdikleri ”ayarlanabilir beyaz ışık” teknolojisiyle &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html"&gt;Edison&lt;/a&gt;’un ürettiği ampulleri yüzyıl sonra değişime uğrattı.&lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html"&gt; Edison&lt;/a&gt;’un ürettiği ampuller ısıyı ışığa dönüştürürken, nanotekonoloji ile üretilen nanokristalli ledler ise elektrik enerjisini direkt ışığa çeviriyor. LED (Light Emitting Diode, Işık yayan Diyot) tabanlı ışık kaynaklarının ömrü 23 yıl sürecek ve otomobillerin aydınlatma sistemlerinde köklü değişiklere gidilecek.&lt;br /&gt;Yüzde 90 oranında enerji tasarrufu sağlayan LED bazlı ışık kaynaklarının küresel ısınma sorununa alternatif çözüm getireceği belirtiliyor. Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü ve Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir ile öğrencileri Sedat Nizamoğlu, Tuncay Özel ve Emre Sarı’nın bu çalışmaları, dünyanın en prestijli dergileri arasında bulunan ”NANOTECHNOLOGY” dergisinin 14 Şubat2007 baskısında da kapak konusu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;DÜNYADA BİR İLK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Demir, başkanlığını yaptığı araştırma grubunun, nanokristal kullanarak beyaz ışık üretimini dünyada ilk kez ayarlanabilir renk özellikleri ile başardıklarını kaydetti.&lt;br /&gt;Demir, beyaz LED ışık kaynaklarının, geleceğin aydınlatma sistemlerinde&lt;br /&gt;geniş kullanım alanı bulacağını belirterek, çalışmalarındaki tasarım, modelleme, fabrikasyon, deneysel karakterizasyon ve kurumsal analizlerin tamamının Bilkent Üniversitesi &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/nanoteknoloji_11.html"&gt;Nanoteknoloji &lt;/a&gt;Araştırma Merkezinde ve İleri Araştırma Laboratuvarında gerçekleştirildiğini kaydetti.&lt;br /&gt;LED’lerin günümüzde ampulsüz trafik ışıkları, kamera, mikroskop ışık kaynakları gibi kullanım alanları olduğunu ifade eden Demir, şunları belirtti: ”LED’ler, evlerimizde kullandığımız ampuller ve florasan lambalarının&lt;br /&gt;yerine geçecek. &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html"&gt;Edison&lt;/a&gt;’un ürettiği ampuller ısıyı ışığa dönüştürürken, nanotekonoloji ile üretilen LED’ler ise elektrik enerjisini direkt ışığa çeviriyor. Keşif, geleceğin iç mekan ve otomotiv aydınlatma fonksiyonlarını tamamen değiştirecek nitelikler taşıyor. Önümüzdeki 5 yılda arabaların dış aydınlatma işlevlerinin tamamının yeni üretilen ‘beyaz LED’lerle gerçekleşeceği öngörülüyor. Kısaca &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html"&gt;Edison&lt;/a&gt;’un ampulleri ile aynı prensiple çalışan günümüz ampulleri, ilk üretildiklerinden yüzyıl sonra yerini nanoteknoji ile üretilen ‘beyaz LED’ ışık kaynakları sayesinde değişime uğrattı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;ORTALAMA İNSAN ÖMRÜNDE 4 IŞIK KAYNAĞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yeni teknoloji ürünü ışık kaynaklarının çok uzun yıllar dayanabildiğini ve elektrik enerjisini bire on oranında az kullandığını belirten Demir, şöyle devam etti: ”Ampullerin dayanaksızlığını evimizde ne sıklıkta ampul değiştirdiğimizi&lt;br /&gt;düşünerek kolayca anlayabiliriz. Bir LED’i günde 12 saatten 23 yıl süreyle kullanabilmemiz mümkündür, bu da ortalama yaşamda sadece 4 defa ışık kaynağını yenilemek anlamına geliyor. Elektrik enerjisi tüketimi konusunda söylenebilecekler ise çok daha etkileyicidir. Bilim çevreleri, bir binanın stratejik noktalarına LED’ler konularak aydınlatma yapıldığı zaman günümüzde kullanılan sistemlere göre elektrik tüketiminde yüzde 90′lık enerji tasarrufu sağlanacağını öngörüyorlar. LED’lerle tüm dünya elektrik harcamasının yüzde 50 miktarında azaltması öngörülüyor. Dünyada üretilen tüm elektriğin yüzde 20’si aydınlatmada kullanılıyor. Küresel ısınmanın nedenleri arasında yer alan enerji üretimi böylece aza indirilmiş olacak. Böylece bu tür ışık kaynaklarının enerji tasarrufu ile küresel ısınma sorununa alternatif çözüm olacağı düşünülüyor. Tüm bu nedenlerden dolayı nanokristal katkılı beyaz ışık kaynakları hem bilim dünyasında hem de endüstride büyük ilgi çekti.” Beyaz ışık için ampul ve florasan gibi ışık kaynaklarının günümüzde yaygın olarak kullanıldığını anlatan Demir, bu tür ışık kaynaklarının şu anki kullanım sorununun verimliliklerinin düşük olmasından ve raf ömründen kaynaklandığını vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmanın tasarımı, modellemesi, fabrikasyonu, deneysel karakterizasyonu ve kuramsal analizi de dahil olmak üzere tüm basamaklarının Bilkent Üniversitesi’nde gerçekleştirildiğini anlatan Demir, öğrencileri Sedat Nizamoğlu, Tuncay Özel, Emre Sarı’nın da yer aldığı grubunun ortaya çıkardığı LED’lerle ilgili çalışmalarının, dünyanın en prestijli dergileri arasındaki ”&lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/nanoteknoloji_11.html"&gt;NANOTECHNOLOGY&lt;/a&gt;” dergisinin 14 Şubat 2007 baskısında da kapak konusu olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın ”öldürücü uygulama” denilen aydınlatma sistemlerine çok önem&lt;br /&gt;verdiğini anlatan Demir, ”Gelecekteki tüm aydınlatmalar bu tür LED bazlı olacak ve onların önemli bir kısmı da nanokristalli olacak” dedi.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-5005903233206212672?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/5005903233206212672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/trk-bilim-aadamlarindan-alternatif-iik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5005903233206212672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5005903233206212672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/trk-bilim-aadamlarindan-alternatif-iik.html' title='TÜRK BİLİM ADAMLARINDAN ALTERNATİF IŞIK KAYNAĞI'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RztPEt9TwhI/AAAAAAAAAFw/D1c6wsPL9dM/s72-c/alternatif+%C4%B1%C5%9F%C4%B1k+ara%C5%9Ft%C4%B1rmac%C4%B1lar.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4326835678069161320</id><published>2007-11-14T21:18:00.000+02:00</published><updated>2007-11-14T21:22:54.526+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLİM ADAMLARI'/><title type='text'>THOMAS ALVA EDİSON</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RztKZd9TwgI/AAAAAAAAAFo/J-LzalA56kw/s1600-h/edison.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RztKZd9TwgI/AAAAAAAAAFo/J-LzalA56kw/s320/edison.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5132778001717772802" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:12;" &gt;Dünyanın en büyük mucitlerinden olan Thomas Alva Edison Amerika birleşik devletlerinin Ohio eyaletinde dünyaya geldi.  İlköğrenimine geçirdiği bir hastalık dolayısıyla geç başladı. Bitmek bilmeyen soruları nedeniyle ve öğretmenlerin algılama problemi olduğunu söylemeleri nedeniyle okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Ancak öğretmen olan annesi oğlunun eğitimine evde devam etti. Çok meraklı bir çocuk olan Edison fizik ve kimyaya merak sardı ve hatta evlerinin kilerinde kendine bir kimya laboratuarı bile kurdu. Bir arkadaşıyla beraber telgraf da yaptılar. Daha sonra ailesinin geçimine yardımcı olabilmek için bir trende meyve ve şekerleme satmaya başladı. Trene yerleştirdiği bir küçük baskı makinesiyle de haftalık gazete basıyordu. Bu arada boş zamanlarında bol bol kitap okuyordu. Ama bir gün içinde kimyasal madde bulunan şeylerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem tirendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı. Daha sonra telgrafçılık öğrenmeye karar veren Edison 1863–1868 arasında ABD ve Kanada da birkaç telgrafhanede çalıştı. 1868 de bir atölye kurdu ama yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olara Boston’dan New York ‘a gitti. Altın borsasındaki telgraf aygıtının bozulduğu bir sırada rastlantıyla orada bulunması bir şans oldu. Edison aygıtı ustalıkla onardı ve başarısı telgraf şirketinde iş bulmasına yol açtı. Edison daha sonra kayıt yapabilen ve borsadaki fiyatların duyurulmasında kullanılan bir telgraf aygıtı geliştirdi ve patentini iyi bir fiyatla sattı. Sattığı patentlerden kazandığı parayla bir atölye kurdu ve kendi buluşlarının yapımına girişti. Edison ilk başarılı yazı makinesinin yapılmasına da katkıda bulundu. Bir telgraf teli üzerinde aynı anda 6 mesajın birbirine karışmadan gönderilmesinin yolunu buldu. Edison 1877 de sesi kaydedip tekrarlayabilen gramofonu icat etti. Bu ona büyük bir sevinç verdi. İlk başarılı gramofon denemesinde aygıtta “ Mary’nin küçük bir kuzusu vardı” şiirini okuduktan sonra gramofonu ikinci kez çalıştığında aynı sözcükler cızırtılı ama oldukça net bir biçimde duyulmuştu. O zaman fonograf adı verilen bu ilk gramofonun huniye benzer bir hoparlörü vardı. Ve mumdan yapılmış silindir biçimde plaklar kullanılıyordu. Edison un öbür buluşları arasında telefon ağızlığı ( verici) elektrik ampulü, demir nikelli akümülatör, elektrikli oy kayıt makinesi, diktafon da vardır. Günümüzde kullanılan film makinelerinin öncüsü olan kinetoskopu ticari amaçla kullanılabilecek biçimde geliştiren de Edison dur. Edison elektrik ampulü üzerinde çalışırken bir rastlantı sonucunda “ Edison Etkisi “ olarak bilinen olayı buldu. Ampulün filamanında ki karbon taneciklerinin zamanla buharlaşarak lambanın yüzeyinde biriktiği bu termoiyonik salım olayı sonradan radyo lambalarının temelini oluşturmuştur. Edison birinci dünya  savaşı sırasında elde edilmesi güç olan kimyasal maddelerin yerini tutacak yeni maddeler yapmanın yolunu aradı. Başarısını zekâdan çok sıkı çalışmaya borçlu olduğunu söyleyen Edison yemek ve dinlenmeye zaman ayırmayı çok görür kimi zaman laboratuarında ki masalardan birinin üzerinde giyinik olarak uyurdu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4326835678069161320?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4326835678069161320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4326835678069161320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4326835678069161320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/thomas-alva-edison.html' title='THOMAS ALVA EDİSON'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RztKZd9TwgI/AAAAAAAAAFo/J-LzalA56kw/s72-c/edison.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-3684343656928134047</id><published>2007-11-14T20:18:00.000+02:00</published><updated>2007-11-14T20:28:17.172+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><title type='text'>GÖRÜNMEZ UÇAK, GEMİ VE TANKLAR</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rzs9eN9TwfI/AAAAAAAAAFg/Q5FV-smQen4/s1600-h/g%C3%B6r%C3%BCnmez+u%C3%A7ak.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 110px; height: 83px;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rzs9eN9TwfI/AAAAAAAAAFg/Q5FV-smQen4/s320/g%C3%B6r%C3%BCnmez+u%C3%A7ak.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5132763789670990322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ODTÜ'den yeni bir buluş. Uçak ve tanklar artık görünmeyecek. Nasıl mı?&lt;br /&gt;ODTÜ'lü araştırmacılar, yerli kaynaklarla, uçak, gemi, tank gibi askeri araçları radarda görünmez yapan bir kaplama geliştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ODTÜ'lü araştırmacılar, yerli kaynaklarla, radarda görünmezlik teknolojisinde kullanılabilecek yeni radar soğurucu kaplamalar geliştirdi. Yeni malzemeler, gemi, uçak, helikopter, denizaltı gibi askeri araçların radarda görünürlüğünü binde 1'e kadar düşürüyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rzs9d99TweI/AAAAAAAAAFY/eWq-oQlbuoY/s1600-h/g%C3%B6r%C3%BCnmez+u%C3%A7ak+ara%C5%9Ft%C4%B1rmac%C4%B1lar%C4%B1.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 207px; height: 144px;" src="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rzs9d99TweI/AAAAAAAAAFY/eWq-oQlbuoY/s320/g%C3%B6r%C3%BCnmez+u%C3%A7ak+ara%C5%9Ft%C4%B1rmac%C4%B1lar%C4%B1.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5132763785376023010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ALEV ALMIYOR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir koşul altında alev almayan suya, tuza, yosuna, sürtünmeye ve darbeye dayanıklı malzemeler en fazla 2 milimetre kalınlıkta oldukları için uygulandıkları platformlara fazla bir yük getirmiyor.&lt;br /&gt;ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Toppare, başkanlığını kendisinin yürüttüğü ve araştırma görevlileri Simge Tarkuç ve Funda Özyurt'tan oluşan çalışma grubunun iki yıl süren çalışmaları sonucunda, bu alandaki tüm eksiklikleri ortadan kaldıracak kaplamalar ürettiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toppare “Bu kaplamalar geniş bant aralığında yüksek soğurma sağlayıp uygulandığı cismin radar kesit alanını binde 1'e kadar düşürmesidir. Bu 100 metrekarelik bir cismin 0.1 metrekare olarak algılanması yani radarda görünmemesi ” dedi.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-3684343656928134047?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/3684343656928134047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/grnmez-uak-gemi-tanklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3684343656928134047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3684343656928134047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/grnmez-uak-gemi-tanklar.html' title='GÖRÜNMEZ UÇAK, GEMİ VE TANKLAR'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rzs9eN9TwfI/AAAAAAAAAFg/Q5FV-smQen4/s72-c/g%C3%B6r%C3%BCnmez+u%C3%A7ak.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4689830632414250283</id><published>2007-11-11T20:31:00.000+02:00</published><updated>2007-11-14T18:16:07.862+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><title type='text'>SUSUZ ÇAMAŞIR MAKİNESİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-size:100%;" &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdNUIiPzOI/AAAAAAAAAE8/LaRISbSBqHE/s1600-h/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r+makinas%C4%B1.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 152px; height: 154px;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdNUIiPzOI/AAAAAAAAAE8/LaRISbSBqHE/s320/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r+makinas%C4%B1.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131655308695817442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu makine çamaşırı susuz yıkıyor &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bütün dünya küresel ısınmaya çözüm ararken, beyaz eşya üreticileri de yeni teknolojilere yöneliyor. Daha az enerji tüketen eşyaların yanı sıra, ilginç bir ürün piyasaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Airwash adlı teknoloji ile çamaşır makinelerinde su ve deterjan kullanılmadan temizlik mümkün olacak.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İşlem şu aşamaları içeriyor: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makinede bulunan fan üzerinden temiz hava içeri alınıyor ve ısıtıcıdan geçiriliyor. Kazana verilen sıcak hava, kıyafetlerdeki bakterileri, zararlı mikroorganizmaları ve kötü kokuları ayrıştırıyor. Son &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;adımda hava, boşaltma kanalı ile dışarıya atılıyor. Makinenin fiyatı ise 3 bin 600 YTL.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ısınmayla birlikte ortaya çıkan susuzluk tablosu, beyaz eşya üreticilerini de harekete geçirdi. Birçok firma, yüksek maliyete rağmen artık daha az enerji sarf eden ürünler üzerinde çalışıyor. Ar-Ge yatırımları için yıllık 5,3 milyar dolarlık bir bütçe ayıran Samsung, deterjan kullanmadan, hatta susuz çamaşır yıkayan bir makine &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;üretti. Sabancı Grubu tarafından geliştirilen yeni nesil klimalar, ozon tabakasına zarar vermiyor. Arçelik ise Ekolojist adını verdiği daha az su ve enerji tüketen bulaşık makinesi ile tasarruf sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samsung Tüketici Elektroniği Birim Müdürü Özlem Koçdar, beyaz eşya sektöründe boy gösteren birçok şirketin artık su ve enerji tasarrufu sağlayan ürünler üzerinde çalıştığını söyledi. Yakında piyasaya çıkacak makinelerin doğal yollarla temizlik sağlayacağını belirten Koçdar, "Sadece sıcak su kullanmadan temizlik yapabilen makineler bile yüzde 30 enerji tasarrufu sağlıyor." dedi. Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklık, susuzluğu da beraberinde getirdi. Birçok hükümet, acil eylem planı çerçevesinde su tasarrufuna yöneldi. Sivil toplum kuruluşları yürüttükleri reklam kampanyaları ile vatandaşı bilinçlenmeye çağırıyor. Bu anlamda bulaşıkların makinelerde yıkanması tavsiye ed&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;iliyor. Daha az enerji harcayan A ve B sınıfı klimaların satın alınması öneriliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-size:100%;" &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdNm4iPzPI/AAAAAAAAAFE/68nuc_DxFzg/s1600-h/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r+makinas%C4%B1+2.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 308px; height: 252px;" src="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdNm4iPzPI/AAAAAAAAAFE/68nuc_DxFzg/s320/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r+makinas%C4%B1+2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131655630818364658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Markaların yeni nesile yönelik geliştirdiği buluşlardan biri elektrik ve su tasarrufu sağlayan çamaşır makineleri. Söz konusu çamaşır makinesinin rezistansları kireç tutmuyor. Böylece deterjanın yanında ek bir ürün kullanmak gerekmiyor. Bu sayede ürünlerin ömrü uzarken, yüzde 30 oranında da enerji tasarrufu sağlanıyor. Özlem Koçdar, ürünlerinde darbelere, güneş ışınlarına ve paslanmaya karşı koruyan Silver Nano teknolojisini kullanmaya başladıklarını ifade etti. Söz konusu teknoloji çamaşır makinesi dışında diğer ürünlerde kaplama olarak kullanılıyor. Çamaşır makinelerinin içinde gümüş bir hazne bulunuyor. Gümüş, nano boyuta indiriliyor. Bu, saç telinin 75 bin kat daha incelmiş haline denk geliyor. Gümüş teknoloji, çamaşırlara ve kıyafetlere kadar işleniyor. Temizlik gümüş ile sağlanıyor ve sıcak su kullanmaya gerek kalmıyor. Sistem sayesinde 30 derecelik suda yıkanan bir çamaşır 90 derecede temizlenmiş gibi oluyor. Enerji tüketimi de yaklaşık 10 kat daha azalıyor. Silver nano teknolojisinin kullanılmadığı durumlarda çamaşırları bakteri, küf, mantar ve mikroplardan arındırmak için sıcak su kullanmak gerektiğini belirten Koçdar, enerji tasarrufu için en iyi yöntemin sıcak su kullanmamak olduğunu dile getirdi. Buzdolabında kullanılan TwinCooling adlı yeni bir teknoloji de yüzde 30 enerji tasarrufu sağlıyor. Bunun için buzdolabının buzluğuna ve alt bölümüne ayrı ayrı soğutucu fan yerleştiriliyor. Böylece iki ayrı bölmenin ihtiyacı olan ısı ve nem miktarı dengeleniyor ve enerjiden tasarruf ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ter kokusunu önlüyor &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Airwash teknolojisinin yastık ve yorganlar, takım elbiseler ve kabanlar için ideal bir seçenek olduğunu belirten Koçdar, makinenin Silver Nano teknolojisi sayesinde suyla yapılan yıkamalarda yüzde 99.9 oranında sterilizasyon sağladığını, kumaşta oluşturduğu 'antibakteriyel katman' sayesinde yaklaşık bir ay yeniden bakteri üremesini engellediğini anlattı. Bu sayede Silver Nano ile yıkanan çamaşırlarda ter kokusu oluşmadığını dile getiren Koçdar, "Hijyen ve strelizasyon gümüşle sağlandığı için sıcak su kullanmaya gerek kalmıyor. Çamaşırları 90 derece yerine 30 derece suda yıkamakla, dokuz katı daha az enerji harcar ve tasarruf edersiniz. Ayrıca beyaz ve renklileri ayırmanıza gerek kalmaz" açıklamasını yaptı. Özlem Koçdar'ın verdiği bilgiye göre, güvenliğin ön planda tutulduğu, akıllı makine Airwash sistemi çalışırken, yıkanması unutulan çamaşırlar arada eklenebiliyor. Samsung Airwash çamaşır makinesinde bulunan 'Durdur ve Ekle' butonuna basıldığında, kapak açılmadan önce sistem su düzeyini otomatik olarak ayarlıyor. Su kapağın açılmasına uygun seviyeye gelince de kullanıcıyı uyarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Unutkanlık sorun değil &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Böylece ev telaşında hanımların çamaşır makinesine atmayı unuttukları parçaları eklemelerine imkân sağlıyor. Bu arada Airwash, ergonomik tasarımıyla hanımların çamaşır koyup çıkarırken eğilmelerini ortadan kaldırarak bel ağrılarına son veriyor.&lt;br /&gt;Samsun Airwash'un bu yılın ilk çeyreğinde satışa sunulduğunu ifade eden Özlem Koçdar, kırmızı renkli Airwash'un fiyatının KDV dahil 3 bin 799 YTL, gümüş renklininse KDV dahil 3 bin 699 YTL olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;Ürünün ilk lanse edildiği hafta 150 adet sattığını dile getiren Koçdar, talebin artarak devam ettiğini sözlerine ekledi. Kurutma makinesi ve çamaşır makinesini bir arada sunan Airwash'un bu iki ürüne ayrı yer ayıramayanlar tarafından tercih edildiğini söyleyen Samsung Beyaz Eşya Ürün Müdürü Özlem Koçdar, "Makine hjiyen konusunda son derece titiz olan çocuklu ailelerin yanı sıra pratik ve hızlı yaşamak zorunda olan bekârlar ve çalışan kadınlar tarafından alınıyor" açıklamasında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;br /&gt;http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=226998, http://www.samanyoluhaber.com/haber-64466.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4689830632414250283?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4689830632414250283/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/susuz-amair-makinesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4689830632414250283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4689830632414250283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/susuz-amair-makinesi.html' title='SUSUZ ÇAMAŞIR MAKİNESİ'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdNUIiPzOI/AAAAAAAAAE8/LaRISbSBqHE/s72-c/%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r+makinas%C4%B1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-6511114189434281073</id><published>2007-11-11T19:58:00.000+02:00</published><updated>2007-11-14T18:16:52.445+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TEKNOLOJİ'/><title type='text'>NANOTEKNOLOJİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;    “Midget-çok küçük” anlamına gelen Yunanca bir kelimeden türeyen nano bir ölçü birimi ön ekidir ve milyarıncı parçayı gösterir. Ancak genel olarak söylenecek olursa, nanoteknoloji maddeyi dolaylı olarak atom boyutuna yani “nano-boyutuna” indirgeme işidir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   1974 yılında Tokyo Üniversitesinde Norio Taniguchi tarafından ortaya atılan nanoteknoloji mevcut teknolojilerin daha ileri düzeyde duyarlılık ve küçültülmesine dayalı olarak hızla ortaya çıkan teknolojilerdir. Gelecekte bu teknoloji muhtemelen Moleküler Nanoteknoloji (MNT) adıyla nano büyüklüğündeki boyutlarıyla yapı makineleri ve mekanizmalarını da içerecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdFY4iPzMI/AAAAAAAAAEo/WIoIwsLtXuQ/s1600-h/nanoteknoloji+2.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 133px; height: 174px;" src="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdFY4iPzMI/AAAAAAAAAEo/WIoIwsLtXuQ/s320/nanoteknoloji+2.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131646594207173826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;    Nanoteknoloji ölçü olarak “nanometre” adı verilen (kısa şekli nm) bir ölçme birimini kullanılır. Her bir ölçüde 1 milyar nm vardır. Her bir nm sadece üç ile 5 atom genişliğindedir. Bunlar küçüktür. Ortalama insan saç kalınlığının ~40,000 kez daha küçüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nanoteknolojinin bir yönü de süper küçük bilgisayarlar (bakteri büyüklüğünde) ya da milyarlarca dizüstü bilgisayar gücünde küp şeker büyüklüğünde süper bilgisayarlar ya da günümüzün bilgisayarlarından trilyonlarca daha güçlü belirli bir büyüklükte masaüstü modelleri gibi nano boyutunda yapılabilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Nanoteknolojinin yüksek potansiyeli Kuantum fiziğinin kanunları sayesinde açığa çıkmaktadır. Bu aşamada ve nano ölçülerde kuantum fizik yasaları devreye girer ve optik, elektronik, manyetik depolama, hesaplama, katalist ve diğer alanlarda yeni uygulamalara olanak sağlar.&lt;br /&gt;Nanoteknoloji genellikle genel-amaçlı teknoloji olarak adlandırılır. Çünkü gerçekleştirildiği zaman nanoteknoloji neredeyse bütün sektörlerde ve toplumun her alanında önemli bir yeri olacaktır. Daha iyi yapılmış, daha uzun süre dayanan, daha temiz, güvenli ve akıllı ürünleri evde, iletişimde, tıpta, ulaşımda, tarım ve endüstrinin her alanında kullanabileceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   İnsan vücudunda dolaşarak kanser hücrelerini yayılmadan bulup yok eden tıbbi bir araç düşünün. Ya da çelikten çok daha hafif ama ondan on kat daha güçlü materyalleri…&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Neden nanoteknoloji duyarlı kullanılmalı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   Elektrik veya bilgisayarlar gibi nanoteknoloji de hayatımızın her aşamasında daha iyi olanaklar sunacak. Fakat her yeni teknolojinin olduğu gibi nanoteknolojinin de iki yönlü kullanımı var, yani ticari kullanımı ve askeri kullanımı — askeri alanda nanoteknoloji sayesinde çok daha güçlü silahlar ve gözetleme araçları yapılabilecek. Bu yüzden nanoteknoloji insanlar için yararları ile birlikte aynı zamanda bazı riskleri de getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdFY4iPzLI/AAAAAAAAAEg/xSCHABBpF34/s1600-h/nanoteknoloji+1.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 185px; height: 107px;" src="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdFY4iPzLI/AAAAAAAAAEg/xSCHABBpF34/s320/nanoteknoloji+1.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131646594207173810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;    Nanoteknolojinin önemli yanlarından biri de sadece daha iyi ürünler değil, aynı zamanda daha gelişmiş üretim araçları sunmasıdır. Bir bilgisayar veri dosyalarını kopyalayabilir — özellikle de çok düşük bir maliyette ya da ücretsiz olarak istediğiniz kadar kopya yapabilirsiniz. İşte nanoteknolojide aynı bilgisayar örneğinde olduğu gibi herhangi bir şeyi üretmeyi aynı dosyaların kopyalanması kadar kolay ve ucuz hale getirebiliyor. Bu yüzden nanoteknoloji birçoğuna göre “sonraki sanayi devrimi” olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Nanoteknoloji sadece çok düşük maliyetle birçok yüksek kalitede ürünün yapılmasına olanak sağlamayacak, aynı zamanda düşük maliyette ve aynı yüksek hızda yeni nano fabrikalarının da yapılmasını sağlayacaktır. Nano teknolojisisin hızla artan bir teknoloji olarak adlandırılmasının nedeni kendi üretim araçlarını yeniden üretebilme yeteneğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Nanoteknoloji; daha hızlı, düşük maliyetli ve temiz üretim sistemi getirmektedir. Üretim araçları katlanarak yeniden üretilebilecektir, böylece birkaç hafta içersinde birkaç nano fabrikası milyarlarca fabrikayı üretecektir. Bu bir devrimsel, yenilikçi, güçlü ve potansiyel olarak da çok tehlikeli- ya da faydalı bir teknolojidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="font-weight: bold; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;Tüm bu gelişmeler ne kadar kısa zamanda gerçekleşebilir? &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;   Genel tahminler bunun 20 ila 30 yıl arasında, hatta daha da geç olabileceği yönündedir. Fakat optik, nano litografi, mekanik kimya ve 3 D prototip teknolojileri konusundaki kaydedilen hızlı ilerlemeler bu süreyi kısaltabilir. Burada önemli olan sadece böyle bir gelişmenin ne kadar kısa bir zamanda yapılabileceği değil aynı zamanda bizim bu yeni teknolojiye ne kadar hazır olabileceğimizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Belki kendimize aşağıdaki sorulardan bazılarını sorduğumuzda bu konuyu daha iyi algılayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu teknolojiye kim sahip olacak?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   Bu çok sınırlı mı olacak yoksa herkes erişebilecek mi?&lt;br /&gt;Fakir ve zengin arasındaki farkı kapatmak için ne yapacak?&lt;br /&gt;Tehlikeli silahlar nasıl kontrol altına alınacak ve tehlikeli kişilerin eline geçmesi engellenecek?&lt;br /&gt;Bu soruların çoğu 10 yıl önce ortaya atılmasına rağmen hala pek bir cevap bulmuş gibi görünmüyor.&lt;br /&gt;   Bu teknolojinin ne zaman hayata geçirileceğini tam olarak söylemek zor, bunun bir nedeni de gizli askeri veya endüstriyel geliştirme programlarının normal bir vatandaşın bilgisi dışında ve büyük bir gizlilikle yürütülüyor olmasıdır.&lt;br /&gt;   Tam ölçekli olarak nanoteknolojinin önümüzdeki beş veya on yıl içersinde geliştirilip geliştirilmeyeceğini kesin olarak söyleyemeyiz. Fakat şimdiden ihtiyatı elden bırakmayıp bütün senaryolara karşı hazırlıklı olup nanoteknoloji ve gelişimini yakından takip etmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-6511114189434281073?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/6511114189434281073/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/nanoteknoloji_11.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6511114189434281073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6511114189434281073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/nanoteknoloji_11.html' title='NANOTEKNOLOJİ'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzdFY4iPzMI/AAAAAAAAAEo/WIoIwsLtXuQ/s72-c/nanoteknoloji+2.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-8083062566537386573</id><published>2007-11-10T17:03:00.002+02:00</published><updated>2009-01-22T13:44:08.497+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>BARDAK NEDEN NEMLENDİ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzXJN4iPzII/AAAAAAAAAEI/r97AmEXBa10/s1600-h/i%C3%A7ecek.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzXJN4iPzII/AAAAAAAAAEI/r97AmEXBa10/s320/i%C3%A7ecek.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131228590810057858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Sıcak havalarda canımız genelde soğuk bir şeyler çeker. Örneğin içmek için soğuk bir kola veya limonata seçtiysek, bu soğuk içeceği kuru bir bardağa koysak bile az zaman sonra bardağın ilk başta kuru olan dış tarafının nemlendiğini görürüz. Ellerimiz de kuru olduğuna göre bardağın dış tarafına bu nem nereden gelmiştir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Yazın havalar kışa göre sıcak olduğu için buharlaşma daha çok olur. Etrafta bulunan su buharlaşarak havanın içine karışır yani yazın havanın içinde nem oranı daha fazladır. Bunun yanında su buharının ve diğer gazların da ısı enerjisi kaybedince gaz halden sıvı hale geçtiklerini zaten biliyoruz. Bu bildiklerimizi birleştirirsek bardağın dışındaki nemin de havadaki su buharının bardağın soğuk olan dış yüzeyine çarpınca ısı alış-verişinde bulunarak ısı kaybettiği için ve bardağın dışında sıvı hale geçtiği için nemlendiğini anlarız. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-8083062566537386573?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/8083062566537386573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/bardak-neden-nemlendi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/8083062566537386573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/8083062566537386573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/bardak-neden-nemlendi.html' title='BARDAK NEDEN NEMLENDİ?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzXJN4iPzII/AAAAAAAAAEI/r97AmEXBa10/s72-c/i%C3%A7ecek.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-6372865923513869889</id><published>2007-11-07T23:04:00.000+02:00</published><updated>2007-11-14T18:31:53.489+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİLİM ADAMLARI'/><title type='text'>Albert EİNSTEİN</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzIreMho-nI/AAAAAAAAAEA/DvvPhKRf_tY/s1600-h/einstein.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 105px; height: 147px;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzIreMho-nI/AAAAAAAAAEA/DvvPhKRf_tY/s320/einstein.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130210723286809202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Çocukluğunda okulu sevmeyen ve pek de başarılı görülmeyen bir çocuk olmasına rağmen yine de hayal gücü güçlü ve zengin biri olarak yetişmiş ve küçük yaşlarından gelen merak duygusu bilim alanında başarılı olmasına yardımcı olmuştur. Çocukluğunda hediye olarak aldığı pusulayı oldukça merak etmiş ve sonradan öklit geometrisiyle de uğraşmıştır. 1916'da yayımladığı "Genel Görelilik Kuramı", 1921'de "fotoelektrik etki ve kuramsal fizik alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahi bilim adamının en önemli başarılarındandır. Bulduğu en ünlü formülü “E=mc2” dir. Bu formülde E enerji, m kütle, c de ışık hızıdır. Bununla, bir madde ışık hızına çıkarıldığında bu maddenin enerjiye dönüşeceği ve maddenin aslında enerjinin yoğunlaşmış hali olduğu anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığı diğer çalışmalarında lazer ışınının temelini atmıştır bunun yanında arkadaşı ile buzdolabının daha düzgün ve zararsız çalışmasını sağlayacak bir düzenek keşfetmişlerdir. Bunların yanında daha bir sürü teori ve denklemler bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldükten sonra beyni üzerinde yapılan çalışmalarda, beyninin bazı kısımlarının normal insanlardan biraz farklı olduğunu, beyninin bazı bölgelerindeki hücre sayısının fazla olduğu ve uzay-zaman ve matematiksel düşünme bölgelerinin de biraz daha geniş olduğu bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albert Einstein'in Sözleri:&lt;br /&gt;• Dehanın 10'da 1'i yetenek 10'da 9'u da çalışmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır. 16.02.2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çok zeki olduğumdan değil, sadece sorunların üstünde daha çok duruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Önyargıları yok etmek, &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/atom-nedir.html"&gt;atom&lt;/a&gt; çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.Günün sözü 17 Ocak 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yolculuk etmeyi seviyorum ama varmaktan nefret ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğer ne yaptığımızı biliyor olsaydık, buna araştırma denmezdi öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• 3. Dünya savaşında hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya savaşında taş ve sopalar olacağını biliyorum.Günün sözü 16 Ağustos 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sadece iki şey sınırsızdır, evren ve insanoğlunun ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Neden beni hiç kimse anlamıyor, ama herkes beni seviyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dünyanın Kainat'taki biricik meskûn yer olduğunu farz etmek bile düpedüz cehalettir. Yetkili kişileri - uçan daireler yoktur – iddiasına sürükleyen tabii bir korku veya beşeri bir kibir ve azamettir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız Felsefe Cemiyeti'ne konferansından 6 Nisan 1922.&lt;br /&gt;• Ben gelecek için hiç bir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aforizma Einstein Arşivi 1944-45&lt;br /&gt;• Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bilim &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/atom-nedir.html"&gt;atom&lt;/a&gt; bombasını üretti, fakat asıl kötülük insanların beyinlerinde ve kalplerindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Zorunlu askerlik sadece medeniyetin devamı için değil, aynı zamanda varlığımız için de ciddi bir tehlike oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İfade özgürlüğünü, yasalar tek başına garanti edemez. Herkesin kendi düşüncesini, cezalandırma olmaksızın açıklayabilmesi için toplumda hoşgörü mevcut olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Büyük güce sahip egemen devletler olduğu sürece savaş kaçınılmazdır. 12 Haziran 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• "Fiziği görelilik ilkesine sokmak fikrini rastgele bulmama teşekkürler, siz (ve diğerleri) benim bilimsel yeteneklerimi beni rahatsız edecek kadar çok abartıyorsunuz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arnold Sommerfeld'e mektup 14 Ocak 1908&lt;br /&gt;• Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Her savaş insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka ekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sorunlar, onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dahiliğin mutlak bir sınırı vardır, aptallığın asla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye ulaşamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İlkelerin boğazına dolanıp dibe batmaktansa, oportünist olup suyun üstünde kalmayı yeğlerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır. Ama sahip olduğumuz en değerli şey odur. 14.03.2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sadece barışçı değil, militan bir barışçıyım. Barış için savaşmaya hazırım.çeviri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hayal gücü bilgiden çok daha önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbirşeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri herşeyin mucize olduğunu düşünmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• "Ben görevimi burada bitiriyorum."Son sözleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• "Birisinin &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/atom-nedir.html"&gt;atom&lt;/a&gt; bombası yapmasına yardım etmekten daha kötü sadece bir şey var.O da nazilere &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/atom-nedir.html"&gt;atom&lt;/a&gt; bombası yapmaları için yardım etmek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Matematikçiler, Görelilik Kuramına el attıktan sonra, ben kendi kuramımı tanıyamaz hale geldim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hayal bilimden daha önemlidir, çünkü bilim sınırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Aslında ben geleceği hiç düşünmedim çünkü gelecek düşünmesekte gelecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hiçbir sorun o sorunu yaratan bilinç düzeyiyle çözülemez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dünyada bir tane dahi çocuk mutsuz olduğu sürece, büyük icatlar ve ilerlemeler yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Herkesin fikir birliğine vardığı bir akşam, kayıp bir akşamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Zorlukların göbeğinde fırsatlar yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bazı erkekler kadınları anlamaya çalışır, diğerleri kendilerini daha basit konulara adarlar, örneğin görelilik kuramına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Gelecekte başarılı olacak insanlar geçmişten çalışarak ulaşmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Büyük düşünceler, daima sıradan düşünenlerin şiddetli tepkisine hedef olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum. Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi...benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı ve din hakkında&lt;br /&gt;• Hayatın gelişmesi ve yüceltilmesine ilişkin temel ahlakı ilkelerin öneminin bilince çıkarılmasında, kural koyucu inancına özellikle de ödüllendiren ya da cezalandıran bir kural koyucuya gereksinim olmadığından eminim.&lt;br /&gt;M.Berkowitz'e mektup, 25 Ekim 1950&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım...&lt;br /&gt;1930, Ideas and Opinions, s.80&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Algılanamaz bir varlığın olduğunu varsaymak....algılanabilir dünyada bulduğumuz düzenliliği anlamaya yardımcı olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı nedir? diye soran bir Iowa öğrencisine mektup, Temmuz 1953&lt;br /&gt;• Bireysel bir tanrı anlayışı bana oldukça yabancı ve hatta safça geliyor.(1950)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğer içimde dini denebilecek bir şey varsa bu,bilimin ortaya çıkarabileceği ölçüde,dünyanın yapısına karşı sınırsız hayranlığımdır(1954)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Etik yalnız insansıl bir sorundur,arkasında insanüstü bir yetke bulunmamaktadır ve buna gerekte yoktur(1953)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğer yaşamımızı çocuklarımızda ve genç kuşaklarda sürdürebilirsek ölüm bizim için bir son değildir.Onlar bizdir artık;bedenlerimizse yaşam ağacındaki solgun yapraklardır sadece.(1926)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kuantum mekaniği kesinlikle etkileyici. Ancak içimden bir ses, henüz gerçeğin bu olmadığını söylüyor. Kuram bir çok şeyi açıklıyor, buna karşın bizi gerçekten Tanrı'nın gizemine götürmüyor. Ben, ne olursa olsun, O'nun zar atmadığına inanıyorum.&lt;br /&gt;"Einstein: the Life And Times" ISBN 0-380-44123-3, Max Born'a yazdığı bir mektuptan (12 Aralık 1926) alıntıdır. Genelde bu söz, "Tanrı Zar Atmaz" şeklinde bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sıradışı büyük insanlar,daima sıradan insanların şiddetli muhalefeti ile karşılaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albert Einstein hakkında söylenenler:&lt;br /&gt;• Albert Einstein'ın eseri sayesinde insanoğlunun ufku sonsuz genişledi ve bununla birlikte uzay hakkındaki görüşlerimiz şimdiye kadar sadece hayal edebildiğimiz derecede bir bütünlüğe ve uyuma kavuştu. - Niels Bohr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Einstein yüzyılın felsefesinin yaratıcı ruhuydu, ben de yüzyılın edebiyatının yaratıcı ruhuydum. - Gertrude Stein, Everybody's Autobiography&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Einstein felsefeci değil, fizikçiydi. Ama sorularının saflığı felsefiydi. - Carl Friedrich von Weizsäcker, Aichelburg und Sexl: "Albert Einstein", S. 159&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kendisi tembel bir heriftir, elbette çok zeki ama hiç matematik bilgisi yok. - Einstein doçentlik yeri araken Hermann Minkowski'nin dediği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bu neslimizin filozofları yoktur diye şikayet ederler. Haksızlık. Onlar sadece farklı bir fakültede oturuyorlar. Onlar Max Planck ve Albert Einstein. - Adolf von Harnack&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Beni, herkes beni anladığı için alkışlıyorlar. Sizi, kimse sizi anlamadığı için alkışlıyorlar. - Charlie Chaplin Einstein'a&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-6372865923513869889?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/6372865923513869889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/albert-einstein.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6372865923513869889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6372865923513869889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/albert-einstein.html' title='Albert EİNSTEİN'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RzIreMho-nI/AAAAAAAAAEA/DvvPhKRf_tY/s72-c/einstein.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-3308359538352950571</id><published>2007-11-04T01:36:00.008+02:00</published><updated>2009-03-02T23:48:50.708+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><title type='text'>ATOM NEDİR?</title><content type='html'>&lt;div face="trebuchet ms" style="text-align: left;"&gt;Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;object width="425" height="373"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Y2h8FaAS7MU&amp;amp;rel=1&amp;amp;color1=0xd6d6d6&amp;amp;color2=0xf0f0f0&amp;amp;border=1"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Y2h8FaAS7MU&amp;amp;rel=1&amp;amp;color1=0xd6d6d6&amp;amp;color2=0xf0f0f0&amp;amp;border=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="373"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Ry2t-Mho-kI/AAAAAAAAADo/3Qfs3yDFY-4/s1600-h/atom.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Ry2t-Mho-kI/AAAAAAAAADo/3Qfs3yDFY-4/s320/atom.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128946834670680642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Ry2vM8ho-mI/AAAAAAAAAD4/XXtSnEW40jQ/s1600-h/molek%C3%BCl.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Ry2vM8ho-mI/AAAAAAAAAD4/XXtSnEW40jQ/s320/molek%C3%BCl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128948187585378914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;br /&gt;Ato&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;m, &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;elementlerin&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;öze&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;lliklerini&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;taşıyan&lt;br /&gt;en küçük yapı birimidir. &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Örneğin&lt;br /&gt;bir demir parçasını bölmeye başlasak ilk baş&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;ta ikiye&lt;br /&gt;böldüğümüzde elimizde kalan&lt;br /&gt;parçalar yine demir pa&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;rçasıdır.&lt;br /&gt;Sonra daha bölmeye devam etsek elimizdeki pa&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;rçalar&lt;br /&gt;hep bir demir parçası olur, ta ki demiri oluşturan en&lt;br /&gt;küçük parçaya yani &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;atoma g&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;el&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;ene&lt;br /&gt;kadar.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Bazı&lt;br /&gt;maddelerin &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;özelliklerini&lt;br /&gt;taşıyan en küçük parçalar&lt;br /&gt;birden fazla atomun bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu şekilde birden&lt;br /&gt;fazla atomun oluşturduğu en küçük&lt;br /&gt;parçalara da &lt;u&gt;molekü&lt;/u&gt;l denir.&lt;br /&gt;Örneğin su maddesini oluşturan en&lt;br /&gt;küçük parça&lt;br /&gt;moleküldür. Bir su molekülü iki&lt;br /&gt;hidrojen atomu ve bir oksijen atomunun birleşmesiyle oluşmuş bir&lt;br /&gt;moleküldür.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;    Aslında atom da başka&lt;br /&gt;parçaların birleşmesinden oluşmuştur. Bu parçalar&lt;br /&gt;proton, nötron ve elektrondur. Bu parçaların&lt;br /&gt;içinde en küçük olan&lt;br /&gt;elektrondur. Atomların birbirinden farklılığı da bu&lt;br /&gt;parçaların sayısının farklılığına göre olur.&lt;br /&gt;Örneğin 10 nötron, 15 proton, 15 de elektrona sahip&lt;br /&gt;olan bir atom ile 12 nötron, 15 proton ve 15 elektrona sahip&lt;br /&gt;bir atom arasında farklılık vardır. Bunlar başka başka maddelerin&lt;br /&gt;atomlarıdırlar ve isimleri de değişiktir. Atomun bu&lt;br /&gt;parçacıklarının da birbirinden farklı farklı&lt;br /&gt;özellikleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;    Protonlar pozitif(+)&lt;br /&gt;yüklü olarak, elektronlar negatif(-)&lt;br /&gt;yüklü, nötronlar ise&lt;br /&gt;yüksüz olarak kabul edilirler. Proton ve&lt;br /&gt;nötronlar atomun çekirdeğinde elektronlar ise&lt;br /&gt;atomun çevresinde bulunurlar ve elektronlar hem kendi&lt;br /&gt;eksenleri etrafında hem de atomun çekirdeğinin etrafında&lt;br /&gt;(çekirdeğe belli uzaklıktaki bir&lt;br /&gt;yörüngede) dönerler. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bazen atomlar son&lt;br /&gt;yörüngelerindeki elektron sayılarını belli&lt;br /&gt;sayıya(oktete-soy gazların atom düzenine) tamamlamak&lt;br /&gt;için elektron alış-verişi yaparlar. Ve bu&lt;br /&gt;parçacıklarından yalnızca elektronlarını alıp verebilirler.&lt;br /&gt;Ancak &lt;u&gt;çekirdek tepkimesi&lt;/u&gt; olursa diğer&lt;br /&gt;parçacıklarını da alıp verebilirler ama o zaman zaten atomun&lt;br /&gt;kendisi de değişmiş olur. Bizim şu an incelediğimiz durum kimyasal&lt;br /&gt;tepkimelerde atomun elektron alış-verişidir ve bu şekilde atomun&lt;br /&gt;adı(kendisi) ve &lt;a href="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/periyodik/periyodik.html" target="_blank"&gt;&lt;u&gt;periyodik cetvel&lt;/u&gt;&lt;/a&gt;deki&lt;br /&gt;yeri değişmez sadece kimyasal tepkimelerdeki davranışı değişir.&lt;br /&gt;Normalde hiç elektron almamış ve vermemiş olan bir atomun&lt;br /&gt;elektron sayısı proton sayısına eşittir. Atom bu durumdayken bu atoma&lt;br /&gt;nötr atom denir. Ancak başka bir atomla elektron alış-verişi&lt;br /&gt;yaparsa iyon durumuna geçer. Eğer nötr bir atom&lt;br /&gt;elektron veriyorsa proton sayısı elektron sayısından fazla hale gelir&lt;br /&gt;ve bu atomlara pozitif iyon(&lt;u&gt;katyon&lt;/u&gt;) denir. Eğer tam&lt;br /&gt;tersi olup da atom elektron kaybetmek yerine elektron kazanırsa bu&lt;br /&gt;sefer de elektron sayısı proton sayısından fazla hale gelir ve bu&lt;br /&gt;atomlara da negatif iyon&lt;u&gt;(anyon&lt;/u&gt;) denir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-3308359538352950571?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/3308359538352950571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/atom-nedir.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3308359538352950571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/3308359538352950571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/11/atom-nedir.html' title='ATOM NEDİR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Ry2t-Mho-kI/AAAAAAAAADo/3Qfs3yDFY-4/s72-c/atom.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4305621602776150881</id><published>2007-10-31T00:44:00.004+02:00</published><updated>2009-02-12T01:33:54.605+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><title type='text'>DÜNYA, GÜNEŞ, VE AY</title><content type='html'>Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;object width="425" height="350"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Ao3GtgJnWZk"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Ao3GtgJnWZk" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="350"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4305621602776150881?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4305621602776150881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/ljkhlkjhlkjhlkjhlkjh.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4305621602776150881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4305621602776150881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/ljkhlkjhlkjhlkjhlkjh.html' title='DÜNYA, GÜNEŞ, VE AY'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-7597162377890670494</id><published>2007-10-30T23:54:00.004+02:00</published><updated>2009-02-12T01:34:32.244+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><title type='text'>FOTOSENTEZ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;object style="font-family: trebuchet ms;" width="425" height="373"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/LoRJwIzsi5w&amp;amp;color1=0xd6d6d6&amp;amp;color2=0xf0f0f0&amp;amp;border=1"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/LoRJwIzsi5w&amp;amp;color1=0xd6d6d6&amp;amp;color2=0xf0f0f0&amp;amp;border=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="373"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer konuyla ilgili youtube video'sunu göremiyorsanız &lt;a href="http://fenbilim.blogspot.com/2009/01/firefox-ile-youtube-gibi-yasakli.html"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Fotosentez olayı, bitkilerin güneş ışınlarından faydalanarak kendi besinlerini üretmeleridir. Üretilen besin molekülü şekerin en küçük birimi olan glikozdur. Fotosentez olayı bitkilerin hücrelerinde bulunan kloroplast organelinde gerçekleşir. Bitkinin yaprakları ile atmosferden aldığı karbondioksit(CO2) ve kökleri ile topraktan aldığı su güneş ışığı yardımıyla birleşerek en küçük besin molekülü olan glikozu oluşturur. Ve glikoz oluşumu sırasında yan ürün olarak da oksijen(O2) açığa çıkar. Oksijen bildiğimiz gibi bizler için hayati önem taşıyan bir gazdır. Bizler aldığımız besinleri oksijen ile parçalayarak enerji elde ederiz ve biz de yan ürün olarak karbondioksit meydana getirtiriz. Yani bizim ürettiğimiz karbondioksiti bitkiler besin üreterek fotosentez olayıyla oksijene çevirirler biz de bitkilerin ürettiği oksijeni enerji üretmekte kullanarak karbondioksite çeviririz ve böylece doğada bir döngü oluşur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Fotosentez yapabilen bitkilerin hepsi yeşil renklidir çünkü fotosentezin yapıldığı organelin içinde bitkilere yeşil renk veren klorofil pigmenti bulunur. Bitkilerin dışında alg olarak adlandırılan fotosentez yapabilen canlılar da vardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Fotosentez denklemi aşağıda verilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;6CO2 + 12H2O + Işık enerjisi → C6H12O6 + 6O2 + 6H2O + 673 Kalori&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bu denkleme göre 6 tane karbondioksit molekülü ile 12 tane su molekülü ışık enerjisi yardımıyla birleştiği zaman bir tane glikoz(C6H12O6) 6 tane oksijen 6 tane su molekülü ve bir miktar da enerji oluşmaktadır. Bu denklem fotosentezin genel denklemidir. Bu denkleme soldan baktığımızda kendi besinini kendi yapabilen yani ototrof canlıların yaptığı işi, sağından baktığımızda da kendi besinini kendi üretemeyen heteretrof canlıların yaptığı işi görürüz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-7597162377890670494?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/7597162377890670494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/7597162377890670494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/7597162377890670494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/blog-post.html' title='FOTOSENTEZ'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4588827763966120418</id><published>2007-10-26T01:29:00.001+03:00</published><updated>2009-01-22T13:40:15.766+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>KONSERVE KAPAKLARINI AÇARKEN</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RyEa88ho-fI/AAAAAAAAAC4/F4Dc0eyqcOE/s1600-h/kavanoz.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RyEa88ho-fI/AAAAAAAAAC4/F4Dc0eyqcOE/s320/kavanoz.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125407485266033138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Konserve kapaklarını açarken kolaylık olsun diye genelde iki tane yöntem kullanılır. Bunlarda birincisi, kapağın kenarını bıçak gibi sivri uçlu bir cisimle biraz genişleterek konserve kavanozunun içine hava girmesini sağlamak. İkincisi ise kavanozu ters çevirerek kapağını sıcak suya sokmak ve kapak ısınana kadar beklemek. Bu şekilde konserve kapaklarını kolayca açabiliriz ama bu kolaylıkların nasıl olduğunu anlamak için hangi bilgilere ihtiyacımız var?&lt;br /&gt;Öncelikle konservenin açılmadan önceki durumunu anlayalım. Konserve yeni yapılırken içinde bakteri yaşamaması için kaynatılarak kavanozun içindeki hava tamamen boşaltılır. Yani açmak istediğimiz zamanda kavanozun içinde hava yoktur ve kapağın açılmasını zorlaştıran açık hava basıncı(atmosferdeki gazlar) vardır.&lt;br /&gt;Birinci yöntemle kapağın kenarını bıçakla genişleterek kapağı açmaya çalışırken işte kavanozun içindekiyle dışındaki eşit olmayan hava basıncını eşit duruma getirmiş oluruz ve kavanozun içinde de kapağın açılmasını zorlaştıran açık hava basıncına eşit miktarda basınç olduğunda kapak artık kolayca açılır.&lt;br /&gt;İkinci yöntemle kapağı açmaya çalışırken de kapağı yine genişleterek kapağın içindeki ve dışındaki havanın basıncını eşitlemeye çalışırız. Bu sefer kapağı genişletme işini, metallerin sıcaklık artışıyla beraber genleşme özelliğinden yararlanarak yaparız. Bu arada kavanoz de kapak kadar ısıya maruz kaldığı halde kapaktan daha az genişler(camın genleşme katsayısı metallerin genleşme katsayısında düşüktür.) kapak kavanoza göre daha fazla genişlemiş olur. Böylece kolayca açılır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4588827763966120418?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4588827763966120418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/konserve-kapaklarini-aarken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4588827763966120418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4588827763966120418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/konserve-kapaklarini-aarken.html' title='KONSERVE KAPAKLARINI AÇARKEN'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RyEa88ho-fI/AAAAAAAAAC4/F4Dc0eyqcOE/s72-c/kavanoz.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-5668962210573772674</id><published>2007-10-18T18:38:00.001+03:00</published><updated>2009-01-22T13:41:58.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>YÜKSEKLİĞİN, YEMEĞİN PİŞME SÜRESİNESİNE ETKİSİ VAR MIDIR?</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rxd-oLNY8GI/AAAAAAAAABw/KHX9ftMVVxo/s1600-h/tencere.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 117px; height: 162px;" src="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rxd-oLNY8GI/AAAAAAAAABw/KHX9ftMVVxo/s320/tencere.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5122702329826046050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;Yemek dağ başında mı daha çabuk pişer yoksa deniz kenarında mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;Ağzı açık bir kapta pişen yemeğin pişme süresi içindeki suyun kaynayıp kaynamamasına bağlıdır. Örneğin, önümüzde iki kap olsun ve bunların ikisinde de aynı yemek aynı su miktarı içinde pişiyor olsun. Bu kapların ikisi de aynı sıcaklıkta oldukları halde bazı fiziksel şartların farklılığından dolayı kaplardan birinin içindeki su kaynamaya başladığı anda(bir sıvı kaynamaya başladığı anda hal değiştirme anındadır ısı almaya devam eder ancak sıcaklığı artmaz, aldığı ısı sıvı içinden tanecikleri kopmasına yani buharlaşmaya harcanır.) diğeri daha ısı almaya devam etse yani hal değiştirme durumuna gelmese yemek tabiki ısısı artan kapta daha çabuk pişecektir. Çünkü orada kabın aldığı ısı buharlaşmaya değil yemeğin pişmesine gider.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;İşte bize aynı sıcaklıkta olup da suyun birinde kaynayıp diğerinde kaynamayacağı şartları sağlayacak olan durum ise açık hava basıncıdır. Açık hava basıncı ne kadar az ise suyun tanecikleri yüzeyinden o kadar kolay kopabilir yani kaynamaya o kadar kolay başlayabilir. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Bu durumda da açık hava basıncının az olduğu yerde ocaktan alınan ısı suyun kaynamasına gideceği için yemek daha geç pişer. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;Yemeğin daha çabuk pişmesi için suyun kaynama noktasının(kaynamaya başladığı sıcaklığın) yüksek olduğu yerde bulunması gerekir. Bunun için de suyun taneciklerinin suyun yüzeyinden daha zor kopmasını sağlayan açık hava basıncının yüksek olması gerekir. Bu durumun görüldüğü doğal ortam da deniz seviyesidir. Yani yemek deniz seviyesinde yüksek dağ başlarına göre daha çabuk pişer. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-indent: 35.4pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-size:100%;" &gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Düdüklü tencereler de bu bilgiye dayanarak yapılmıştır. İçten ve dıştan hava geçişini engelleyen kapağı sayesinde tencerenin içindeki basınç artar yemeğin suyunun kaynama noktası da buna bağlı olarak artar ve yemek düdüklü tencerede diğer tencerelere göre daha çabuk pişer&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-5668962210573772674?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5668962210573772674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/5668962210573772674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/yksekliin-yemein-pime-sresinesine.html' title='YÜKSEKLİĞİN, YEMEĞİN PİŞME SÜRESİNESİNE ETKİSİ VAR MIDIR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rxd-oLNY8GI/AAAAAAAAABw/KHX9ftMVVxo/s72-c/tencere.bmp' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-1408411416349408943</id><published>2007-10-10T01:06:00.001+03:00</published><updated>2009-01-22T13:42:27.985+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>KAR YAĞINCA YOLLARA NİÇİN TUZ EKİLİR?</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rwv8cYL0SAI/AAAAAAAAABo/MsjhaXs6mYE/s1600-h/kar.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rwv8cYL0SAI/AAAAAAAAABo/MsjhaXs6mYE/s320/kar.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119462965895251970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt; Kışın kar yağdığı zaman, eğer hemen erimez de birkaç gün kalacak olursa büyük şehirlerde ulaşım açısından oldukça sorun yaratır. Hatta bir de erimeye başladıktan sonra tekrardan donarsa yollar buzla kaplanır araçlar zincirsiz ilerleyemez hatta bazen hiç ilerleyemez. Aynı durum yolların haricinde evlerimizde de olabilir. Örneğin kapımızın önü bu şekilde geceden don tutar ve biz de farkına varmadan basarsak düşüp bir yerimizi kırabiliriz bile. Kar yağışından dolayı yaşanabilen bu tip olumsuz olayları en aza indirmek için alınabilen bazı önlemler vardır. Bunlardan bir tanesi yollara tuz atmaktır. Don tutan büyük yollara özel araçlarla, küçük yollara küreklerle tuz atılmaktadır. Hatta bizler de evlerimizin önlerine, açıkta olan merdivenlere tuz atıyor olabiliriz. Atılan bu tuz don olayının olmasını bir miktar da olsa engellemektedir. Tuz atmak don olayını yani suyun donmasını nasıl engelleyebilir. Yani bunun açıklaması nedir? Burada bilmemiz gereken bir sıvı madde içerisinde başka bir madde çözündüğünde bu sıvının donma noktasının nasıl etkilendiğidir. (Donma Noktası: Sıvının donmaya başladığı sıcaklıktır.) Eğer bir sıvının içerisinde bir madde çözmeye başladıysak bu çözdüğümüz madde(tuz) ile çözücü olan maddenin(su) molekülleri(tanecikleri) arasında küçük miktarlarda ısı alış-verişi şeklinde meydana gelen ortaklıktan dolayı sıvı maddenin donması için sıcaklığının daha fazla düşmesi gerekir. Eğer sıvı içerisinde çözünmüş olan maddenin miktarı yeterliyse sıvı maddenin o ortamdaki mevcut sıcaklıkta donması engellenmiş olur. Kışın arabaların radyatör suyunda da antifriz denilen madde arabaların içindeki su donmasın diye kullanılır.   &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-1408411416349408943?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/1408411416349408943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/kar-yainca-yollara-niin-tuz-ekilir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1408411416349408943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1408411416349408943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/kar-yainca-yollara-niin-tuz-ekilir.html' title='KAR YAĞINCA YOLLARA NİÇİN TUZ EKİLİR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/Rwv8cYL0SAI/AAAAAAAAABo/MsjhaXs6mYE/s72-c/kar.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-6188043585742504287</id><published>2007-10-05T00:52:00.001+03:00</published><updated>2009-01-22T13:42:56.307+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>TESTİLER SUYU NASIL SOĞUK TUTAR?</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZfV5JxNAI/AAAAAAAAABE/SqoeGUqRc9Q/s1600-h/testi.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 125px; height: 157px;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZfV5JxNAI/AAAAAAAAABE/SqoeGUqRc9Q/s320/testi.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117882856276833282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Eskiden evlerde buz dolabı yokken soğuk su içebilmek için insanlar suyu toprak tesitilere koyarlardı. Hala daha tarlalarda da bu sebeple testi kullanımı vardır. Peki nasıl oluyor da testiler içindeki suyu buz dolabı kadar olmasa da diğer kaplara göre soğuk tutarlar?&lt;/span&gt; &lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; Bu olay yazın serinlemek için bazen elimize yüzümüze kolanya sürmekle, hastalanıp ateşi çıkan insanların ateşini düşürmek için alınlarına ıslak bez koymakla aynı şeydir. Nedir bu olayların ortak noktası? Evet bu ve benzeri olaylarda ortak nokta buharlaşmadır. Buharlaşma, yani sıvı maddelerin &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u&gt;çevreden ısı alarak&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; gaz hale geçmesidir. Burada sıvı maddelerin çevreden ısı alarak hal değiştirmesi(gaz hale geçmesi) önemlidir ve bu olayların sırrı da budur. Testi topraktan yapılmıştır ve küçük küçük gözenekleri vardır yani içindeki suyu az da olsa dış yüzeyine iletebilir. Testinin dış yüzeyine gelen nem dışarıdaki sıcak havanın etkisiyle buharlaşmaya başlar ve bu buharlaşma sırasında testinin dış yüzeyinden de ısı alır ve tesitinin dış yüzeyi ısı kaybından dolayı serin kalır böylece içindeki su da serin kalmış olur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; Elimize kolonya döktüğümüz zaman da aynı olay geçekleşir. Kolonya, içindeki alkolden dolayı kolay buharlaşabilen bir sıvıdır. Avcumuza döktükten sonra avcumuzda ısı alarak buharlaşmaya başlar ve elimiz bu şekilde serinlemiş olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt; Artık yeni kesilmiş sıcak karpuzu ıslak yüzeyi güneşe gelecek şekilde koyduğumuzda karpuzun biraz olsun serinlemesini bekleyebilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-6188043585742504287?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/6188043585742504287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/testiler-suyu-nasil-souk-tutar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6188043585742504287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/6188043585742504287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/testiler-suyu-nasil-souk-tutar.html' title='TESTİLER SUYU NASIL SOĞUK TUTAR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZfV5JxNAI/AAAAAAAAABE/SqoeGUqRc9Q/s72-c/testi.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-4254865743010228196</id><published>2007-10-01T17:07:00.002+03:00</published><updated>2009-01-22T13:47:13.577+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>DENİZDE DALGIÇLARA VURGUN OLAYI NASIL OLUR?</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZdWJJxM-I/AAAAAAAAAA0/ew57XfW61jE/s1600-h/dalg%C4%B1%C3%A7.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 201px; height: 155px;" src="http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZdWJJxM-I/AAAAAAAAAA0/ew57XfW61jE/s320/dalg%C4%B1%C3%A7.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117880661548544994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;p  style="margin-bottom: 0cm;font-family:trebuchet ms;" align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;      &lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;  Bu olayı anlaya bilmek için önce gazların sıvı maddeler içindeki çözünürlüğünün hangi fiziksel etkilere göre nasıl değiştiğini bimemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazların çözünürlüğü basınçla doğru, sıcaklıkla ise ters orantılıdır. Yani gazların üzerine uygulanan basınç artarsa sıvı madde içerisinde daha çok gaz taneciği çözünür, basınç azalınca ise çözünen gaz taneciği azalır ve tanecikler sıvının içinden çıkarlar. Sıcaklıkta ise tam tersi sıcaklık azalınca gazların çözünürlüğü artar, sıcaklık artınca da gazların çözünürlüğü azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu olayda suyun derinliklerine dalmış olan dalgıcın damarlarını içinde belli miktarda sıvı(kan) ve gaz(azot gazı) bulunan kapalı bir kap gibi olduğunu düşünelim. Bu durumda derinlerde yüzmekte olan dalgıcın damarlarındaki azot gazı yüksek basınçtan dolayı çözünmüş durumdadır. Eğer bu dalgıç derinlerden yukarıya doğru hızlıca çıkarsa damarlarında çözünmüş halde bulunan gaz da aniden kanın içinden çıkıp gaz hale geçecektir. Hem de gaz hale geçerken çaydanlıkta kaynayan suda olduğu gibi kabarcıklar yaparak gaz hale geçer ve oluşan bu kabarcıklar aşırı miktarda olduğunda kanın damarlarda akışını engeller ve kanın akışını durdurur. Bu olay dalgıçların agır yaralanmalarına hatta ölümlerine sebep olur bu olaya vurgun olayı denir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-4254865743010228196?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/4254865743010228196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/denizde-dalgilara-vurgun-olayi-nasil.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4254865743010228196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/4254865743010228196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/10/denizde-dalgilara-vurgun-olayi-nasil.html' title='DENİZDE DALGIÇLARA VURGUN OLAYI NASIL OLUR?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZdWJJxM-I/AAAAAAAAAA0/ew57XfW61jE/s72-c/dalg%C4%B1%C3%A7.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6272071597216438947.post-1280828337951889859</id><published>2007-10-01T00:23:00.002+03:00</published><updated>2009-01-22T13:45:35.568+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FEN BİLGİSİ KONU ANLATIMLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNLÜK OLAY AÇIKLAMALARI'/><title type='text'>KALORİFER PETEKLERİ NEDEN AŞAĞIDA?</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZdy5JxM_I/AAAAAAAAAA8/CJzdKg5-T5g/s1600-h/%C4%B1s%C4%B1t%C4%B1c%C4%B1.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZdy5JxM_I/AAAAAAAAAA8/CJzdKg5-T5g/s320/%C4%B1s%C4%B1t%C4%B1c%C4%B1.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117881155469784050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;Kaloriferli binalardaki petekleri hepimiz biliriz. Peki bu kalorifer petekleri niçin yukarıda değil de aşağıda odaların tabanına yakın yerlere yerleştirilmiştir. Eğer düzen açısından böyle olduğunu düşünüyorsanız, tek sebep bu değil elbette.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt; Bu sorunun cevabını verebilmemiz için havanın hereketini incelememiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:100%;"  &gt;           Bildiğimiz gibi hava belirli taneciklerden oluşur. Bu tanecikler ısındığı zaman tıpkı bir uçan balon balon gibi hafifleyerek(yoğunluğu/öz kütlesi azalır) yükselir, soğuduğu zaman da küçülüp ağırlaşarak yere doğru iner. Yani ısınan hava yükselir soğuyan hava da yere doğru iner. bu olaya havanın konveksiyonel hareketi denir. Böylece soğuk hava tanecikleri tabana  yakın kısımlarda, sıcak hava tanecikleri de tavana yakın kısımlarda bulunur. Bu durumda da en ekonomik ısıtma yolu soğuk hava taneciklerinin bulunduğu kısmı ısıtmaktır. İşte bu yüzden de havayı ısıtan aracın(kalorifer peteği) odanın alt kısımlarında olması gerekir. Bu açıklamalarda sonra odalarımızı soğutan klimaların neden daha çok odaların üst kısımlarına yerleştirildiğini kolayca tahmin edebiliriz artık değil mi?...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6272071597216438947-1280828337951889859?l=fenbilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fenbilim.blogspot.com/feeds/1280828337951889859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/09/kalorifer-petekleri-neden-aaida.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1280828337951889859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6272071597216438947/posts/default/1280828337951889859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fenbilim.blogspot.com/2007/09/kalorifer-petekleri-neden-aaida.html' title='KALORİFER PETEKLERİ NEDEN AŞAĞIDA?'/><author><name>cekirdek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17400400107749750486</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_GeBN8OkKgBY/RwZdy5JxM_I/AAAAAAAAAA8/CJzdKg5-T5g/s72-c/%C4%B1s%C4%B1t%C4%B1c%C4%B1.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
